"Çalışacağım anlatmaya, ama pek umudum yok başaracağıma. Sözgelişi, acı nedir?"
"Acı? Bilmiyorum."
"Bilmezsin elbet. Nerden bileceksin? Sizin dünyanızda olan bir şey değil acı, siz yaşayamazsınız bunu. Gövdende bir acıyı hiçbir zaman duymadın sen. Bunu bir formüle, bir ilkeye indirgersek, neye varırız?"
"Neye varırız?"
"Şuna: Bizim dünyamızın-bizim belirli dünyamızın-dışında olan, yapımız ile yeteneklerimiz yüzünden göremediğimiz ya da duyamadığımız, ya da başka bir deyimle yaşayamayacağımız şeyler bize sözlerle anlatılamaz. Her şey kesinlikle açıklanıyor vardığımız bu sonuçla. Bir ilkedir bu, bir aksiyomdur, bir yasadır. Anlıyor musun şimdi?”
Başlangıçta ne diye yaratıldığımı bir türlü anlayamıyordum. Ama şimdi anlamaya başladım: bu güzel dünyanın gizli yönlerini bulmak, mutlu olmak, bütün bu şeyleri düşünüp bize verene şükretmek. Daha bulgulayacak birçok şey var sanıyorum, umarım ki vardır. Deneylerimi ağır ağır yürütür aceleye kapılmazsam daha haftalarca öğrenecek yeni şeyler bulabilirim. Bulabileceğimi umuyorum.
Bugün bir günlük oluyorum nerdeyse. Dün geldim. Dün geldiğimi sanıyorum hiç değilse. Yanılıyor olamam, çünkü dünden önceki bir gün varsa o zaman ben yoktum daha, yoksa hatırlamam gerekirdi. Belki vardı da dünden önce bir gün, benim gözümden kaçtı, olur ya. Her neyse, bundan böyle dört açacağım gözümü, bir önceki gün daha geçerse kaçırmamaya çalışacağım, bir köşeye yazacağım.
Aradan geçen bunca yıldan sonra, başlangıçta Havva'yı zaman zaman yanlış anlamış olduğumu görüyorum. Cennet Bahçesi'nde onsuz yaşamaktansa, dışarıda onunla birlikte yaşamak çok daha güzel. İlkin çok konuştuğunu düşünüyordum hep, şimdi ise bir gün susmasının, sesinin günlerimden silinmesinin benim için büyük bir acı olacağını düşünüyorum. Bizi birbirimize yaklaştıran, bana onun yüreğindeki iyiliği, ruhundaki tatlılığı tanımayı öğreten o ilk kestane bin yaşasın!