Okuduğum ilk Burgess kitabı olmakla beraber daha önce okuduğum tüm distopya kitaplarını solladı diyebilirim.
"Otomatik Portakal" adındaki "portakal" doğal haliyle insanlığı, "otomatik" ise makineleşmeyi temsil etmektedir.
Konuyu bir bakıma "İyilik içten gelir. İyilik bir seçimdir. Bir insan seçemezse, insanlıktan çıkar." sözünün etrafına ören Burgess, kitabı yazdığı yıllarda geleceğe yönelik bir distopya olarak ele almıştır…
Alex ve çetesinin insanlara yaptığı kötülükleri (şiddet, gasp, tecavüz gibi) anlatarak modern zamanın gençlerine, topluma ve sisteme sert bir dille eleştiride bulunmuştur. Kötülükle beslenen Alex ve çetesi bir süre sonra kendi aralarında sürtüşme yaşayıp ters düşeceklerdir ve baş karakter Alex -kendi deyimiyle- kankalarının ihanetine uğrayıp hapise düşecektir. Asıl olay bundan sonra başlayacaktır kardeşlerim.
Alex’in özgürlüğüne kavuşabilmesi için kendisine bir seçenek verilir. Kendisine devlet tarafından uygulamaya konulan ‘’Devlet Kriminal Tipler Islah Evi’’ deneyi uygulanması için attığı imzadan sonra çeşitli deneyler uygulanarak onu bir makineden farksız hale getirmişlerdir artık. Özgürce seçemez, kendisine dayatılan kurallara göre yaşamak zorunda bırakılır. 2 haftalık deney sürecinden sonra serbest kaldıktan sonra da çeşitli şeyler yaşayacaktır savunmasız olarak…
Psikolojinizi oldukça zorlayacak bu distopya mutlaka okunacak türden. Ayrıca romanda fütüristik bir argo yaratan Burgess bunun için bir sözlük bile yazmıştır.
Kitapta sık rastlayacağınız sözcükler;
Mangır, marizlemek, dikizlemek, moruk, piliç, bok püsürü, cıbıldak, çakozlamak, lavuk, topuklamak, herif, cıvır…
Başta sırf dilinden dolayı okumakta zorlansamda Alex sayesinde alışıp fazlasıyla sevdim bile diyebilirim.
Alex tarzı;
‘’Buz gibi kış piçlik yapıyordu.’’
‘’İster