Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Hayattan, tabii ki, onun o büyüleyici geçiciliğinden.
Çiçekler aslında ölülerin gizli periskopları değil midir? Acaba ölüler dünyayı toprağın altında çiçeklerin saplarından mı izlerler?
Evet, babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.
142 sayfalık bir kitap olduğu için hemen okurum diyerek elime aldığım 10 günde bitirdiğim bir kitap oldu. Bunun sebeblerinden biri tam anlayabilmek için bazı bölümleri iki kez okumam, kendime sorular sormam, en önemli sebep ise tetiklenmem. Çocukluğumu düşünmek hissetmek beni çok bunalttı. Oralarda çok gezinmek istemedim. Kitabı 5 gün hiç elime alamadım.
"Sebepsiz öfke" hissimi hiç sevmiyordum ve o durumu anlayıp aşmamda "Bilinçaltımızdan Gelen Ebeveyn" kitabı çok işime yaramıştı. Bu kitapta oralarda biraz dolandı ve ben bu süreçlerde hafif düzey depresif duygularla unutkanlıklar yaşadım.
Kitabın son bölümünde ise Alice Miller hafifçe eğildi ve omuzuma dokunarak dedi ki:
Yıllarca kendi çocukluk öykümün üzerindeki örtüyü tümüyle kaldırabilmenin yollarını aradım ve sonraları bunun ulaşılması olanaksız bir hedef olduğunu kavradım. Bu "her şeyi çözme" saplantısından vazgeçtikten sonra, önümde yepyeni yollar açıldığını ve yeni perspektiflerin belirdiğini gördüm.
Peki dedim haklısın, üstüme bir karabasan gibi çullanan belirsizlikleri dürten kitaplara mola.