Daha önce severek Orhan Pamuk kitapları okumuş biri olarak itiraf etmeliyim ki kitabın en kolay okuduğum bölümü "Sonsöz" dü.
"Yetenek denen şeyden daha çok güvendiğim inatçılık ve sabrıma rağmen bazan kitabın hiçbir yere gitmediğini, yazdığım bütün o sayfaların ne beni ne okuyucuyu kitabın kendi karmaşıklığından başka hiçbir yere götürmediğini korkuyla hisseder, derin bir maneviyat bozukluğuna kapılırdım. Yazdıkça Kara Kitap bana derin bir kişisel amaç ve anlam arayışıyla yüzeysel bir amaçsızlık, büyük bir şey yazma isteğiyle muğlaklık ve belirsizlik arasında gidip geliyormuşum gibi gözükürdü. (sayfa 471)"
Son sözdeki bu cümlelerden ve devamındaki hikayeden de anladım ki yazılırken yazara hissettirdiklerini ve kasvetini okurken bana da yaşatmış. Kitap yazarını sürüklediği kuyuya beni de soktu, yordu ve her gün şu kadar okuyacağım inadıyla bitirince sonsözle birlikte aslında kitabın bana da kara olduğunu anladım. Yazarın yazarken gösterdiği inatçılık ve sabrı okurken de göstermek gerekiyor. Sonsöz den bir eleştiriyle bitireyim:
"Bunlardan birinde sivri dilli bir İngiliz eleştirmen böyle sıkıcı bir kitabı yalnızca Fransızların sevip okuyabileceğini ve İsveçlilerin de ünlü ödüllerin vereceklerini yazmıştı, alaycılıkla. Bu kehanet de on iki yıl sonra ķitabın ruhuna uygun bir şekilde doğru çıktı. Kırka yakın dile çevrilen Kara Kitap en çok Fransa'da sevildi ve Nobel jürisi başkanı da en çok bu romanımdan etkilendiklerini 2006 yılında ödülü duyurduktan hemen sonra açıkladı."
Yazar eserindeki o kara duyguyu tüm dünyaya hissettirmiş.