Zihin çok karmaşık bir makinedir. Ve bir şeylere baktığımızda pencereden dışarı bakar gibi gözlerimizden dışarı baktığımızı ve kafamızın içinde biri olduğunu sanırız ama öyle değildir. Kafamızın içindeki bilgisayar ekranı gibi bir ekrana bakarız.”
“Ve gökyüzüne baktığında 100’ler ve 1,000’lerce ışık yılı uzaklığında olan yıldızlara baktığını bilirsin. Ve bazı yıldızlar gerçekte yoktur, çünkü ışıkları bize gelene kadar o kadar çok yol kat eder ki gelene kadar biter ya da patlayıp kırmızı noktalara dönüşür. Ve bu, kendini çok küçük hissetmene neden olur, eğer hayatında zor şeyler varsa bunların, çok küçük oldukları için hesaplamalara dahil edilmeyecek “önemsiz” şeyler olduğunu düşünmek iyidir.”
“Ve hiç kimse zamanın ne olduğu bulmacasını tam olarak çözemedi. Yani zamanın içinde kaybolmak çölde kaybolmaya benzer ama tek fark zamanı göremezsin çünkü o bir hiçliktir.”
“İnsanlar her zaman doğruyu söylemen gerek der. Ama bunu gerçek anlamda kullanmazlar çünkü yaşlı insanlara yaşlı olduklarını, kötü kokanlara kötü koktuklarını söylemen yasaktır.”
Christopher kitabın baş kahramanıdır ve onun 15 yaşında otizmli bir çocuk olduğu yazar kitabın arkasında. Fakat otizmli olduğu kitabın içeriğinde belirtilmiyor. Yazar, Christopher’ı etiketlememek için bile isteye rahatsızlığa isim vermiyor. Özel bir çocuk olduğu okuyana aşikar.
Hikayeyi kendi ağzından anlatıyor Christopher. Dili o kadar sade ve akıcı ki bir oturuşta olmasa da o günü kendinize ayırırsanız bitirebilirsiniz. Siz hikayeye odaklanırken farkında olmadan sayfalarda kayboluyorsunuz.
Kitabın kahramanı farklı, içeriği farklı ve bölümleri asal sayılardan oluşuyor. Hem komik hem değil. Konusu kısaca şöyle: Wellington adında bir köpek öldürülür ve Christopher bunu bulmaya çalışır, dedektiflik yapar bir yandan da kitap yazar. Kitapta asıl olan konu değil; kahramanın özellikleri, yaşadığı durumlar.. Christopher farklı ve özel bir çocuktur. Yaşadığı çoğu durumu formüle eder, matematikten çok iyi anlar. Görsel hafızası çok iyidir. Ve hep mantığıyla hareket eder, duygusallığa yer vermez. Verdiği söze sadıktır; sadece işine gelmeyen durumları kendine göre bir mantığa büründürür. Kalabalık ortamlarda insanlarla kalmaktan korkar. Farklı yemeklerin birbirlerine karışmasından nefret eder. Dokunulmaktan hoşlanmaz. Kahverengi ve sarıyı sevmez. O yüzden peş peşe 4 sarı arabayı görmek onun için ‘Kara Gün’ sayılır ve peş peşe 5 kırmızı arabayı görmek ise ‘Süper İyi Bir Gün’ dür. Bu kafasında kurduklarını da düzene, mantığa bağlar Christopher.
Kitaptan böyle kişilikteki özel bir çocuğun yaşayabileceklerini, hissedebileceklerini, neyi sevip neyi sevmediğini öğreniyorsunuz. Ve bu sizde bambaşka kapılar açıyor aslına bakarsanız. Görünürde Christopher’ın dünyasını öğreniyorsunuz. Ama bu sayede etrafta olup belki gözden kaçırdığınız birçok özel çocuğun da dünyasını
Süper İyi GünlerMark Haddon · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20224,170 okunma