Bazen saklanır insan, saklanır, yakalanmamak için gizlenir, burnunun ucunu bile göstermeye korkar; yerini belli etmez, çünkü önyargı kol geziyordur çünkü yeryüzünde başka şey kalmamış gibi, herkesin arasından seni bulup şamataya alırlar, bir bakarsın senin özel hayatın da, aile hayatın da edebiyata girmiş, hepsi yayımlanmış, okunmuş, alaya alınmış, değerlendirilmiş! O zaman sokağa çıkacak hali kalmaz insanın; her şey öyle bir anlatılmıştır ki, kardeşimizi sırf yürüyüşünden bile tanırız artık. Birazcık ucundan da olsa düzeltse, bir şeyleri yumuşatsa, ne bileyim, sözgelimi adamın kafasına evraklar atıldıktan sonra olanları değiştirse; sonuçta bu adamda her şeye rağmen dürüst biri, iyi bir yurttaş, arkadaşlarının böyle davranmasını hak etmiyor, büyüklerini dinliyor (bu bir örnek olabilir mesela), kimseye bir fenalık istemiyor, Tanrı'ya inanıyor ve ölüyor (yazar onun hemen ölmesini istiyorsa eğer), o zaman da arkasından ağlıyorlar. En iyisi onun, bu zavallının ölmesine izin vermemek
ben de gerçekten kütüğüm ben, diye düşünüyordum, ama siz karşıma çıkınca, siz karanlık hayatımı aydınlattınız kalbimi ve ruhumu aydınlattınız ve ben ruhsal huzur bularak diğerlerinden daha kötü olmadığımı anladım; belki parıltı yok, ışıltı yok, renk yok, ama yine de insanım, kalbiyle ve düşünceleriyle bir insanım ben. Şimdi de, kaderin kovaladığını hissederek, onun tarafından ezilerek, kendi kendimin değerini reddetmeye kalkıştım, ben felaketlerimle içim kararmış ve ruhen düşmüş bir halde bunu yaptım.
Uzanacağım. Fakat iyiyim, çok iyiyim. Sadece ruhum sızlıyor ve orada, derinlerde, ruhumun titrediği, ürperdiği, kıpırdandığı duyuluyor. Size geleceğim; ama şimdi bütün bu duygulardan sarhoş gibiyim...