Samançının Colu, eserin orijinal ismidir. Yine gerçek bir öyküye dayanır. Ciyde köyünü de içine alan kolhozda, ismi gerçekten Tolgonay olan bir kadın vardır ve bu kadın eşi ve çocuklarını cepheye göndermiştir. Cengiz Aytmatov, küçükken ailesiyle birlikte Tolgonay Ana’nın evinde misafir olmuştur. Bu arada Tolgonay, bizdeki Dolunay, Tolunay demektir.
Eser 1963 yılında yayınlanıyor. Çok kısa sürede önce Sovyet ülkelerinin dillerine, ardından Türkiye Türkçesinden, Rumenceye, Arapçadan Farsçaya, İspanyolcadan Almancaya kadar pek çok dile çevriliyor. Aytmatov’un en bilinen ve en sevilen eserlerinden biridir.
Benim de ilk göz ağrım, okuduğum ilk Aytmatov kitabıdır. Bir nevi ilk görüşte aşkın başladığı eserdir.
Erkekleri askere alınan köylerde geride kalanların çektiği sıkıntılar etkileyici bir üslupla anlatılır. Eldeki yetersiz yiyeceğin muhtaç olandan başlanarak dağıtılması, dört gözle beklenen hasat zamanları, umutların hasat zamanına ertelenmesi, savaş yüzünden ürünün hemen hepsinin merkezden istenmesi, boşa çıkan umutlar, yine açlık, sefalet, bir yandan cepheden gelen ölüm haberleri, umutsuz bekleyişler, savaşın uzun sürmesi üzerine aşağı çekilen cepheye çağrılma yaşı, yine gidenler, ayrılıklar, gözyaşları... Yani tek kelimeyle ve bütün zulmetiyle; savaş.
Kitap yaklaşık 140 sayfa olmasına rağmen etkileme gücü bakımından çok üst seviyededir. Romanda toprakla dertleşen kişi bir Kırgız anası olan Tolgonay ‘dır. II. Dünya Savaşı’nın büyük acıları bozkırdaki bu insanları da derinden etkileyecektir. Savaşa eşi Suvankul’la birlikte Kasım, Maysalbek ve Caynak adlı oğullarını da gönderip, geride gelini Aliman’la birlikte köyde kalan Tolgonay’ın geri dönüşlerle anlattığı o hikâye bittiğinde, biz okurlar için adeta bir okunmuşluk hissi değil de, bir film seyretmiş hissi de