Bu sazdan üflenen nağmeler, sırrın ufûlevi vûsafâsı olan ehl-i vukuf fûsûnkârların bezediği o vâsî fûseyfisâdâ raks ve vûsûb eden vüsemâ gibi birer ûfkûhe idiler. ama fûsûs ki, üflendikçe gönüllerdeki menhûs ufûnetin ûfûl olduğu, bu fûyûz dolu, tabiî bir vüs ve vüs'at taşıyan nefesler, hangi yusuf-ı kalbîden nasıl hâsıl olur diye sanki, fusûl-ı erbaa teessûf ediyordu. Üflenenler âdeta, şems'in ûfûl ettiği ufka gönderilen canlardan ibâret bir demet vüfûd idiler.
—
Bu sazdaki ezgiler, sırların göksel yansımalarını dile getiren bilge ustaların süslediği geniş ve büyülü birer ses ufku gibiydi. Ancak bu sesler öyle bir nefesle üfleniyordu ki, gönüllerdeki kötü kokulu karanlığı dağıtıyor, içi ilahi bir coşku ve genişlik dolu bir huzur yayıyordu. Bu nefeslerin hangi gönül Yusuf’undan doğduğunu anlamak ise mevsimleri bile düşündürür gibiydi. Üflenen bu ezgiler adeta, Şems’in battığı ufka gönderilen ruh demetleri gibiydi.