Bu kitap, hayatımda hem sevdiğim hem de nefret ettiğim ilk kitap oldu. Sebebini size izah edeyim.
Bu eserle birlikte Zweig’ın 22 kitabını okumuş bulunmaktayım. Artık yazarımızın hastalıklı ve ucube zihniyetli tipik batı yazarlarından bir farkı olmadığını görüyorum.
Zweig’ın eserlerini severim ama kendisinden her kitabında biraz daha soğuyorum.
Özellikle bu kitaptaki Türk düşmanlığı beni son derece kızdırdı. Bunun yanında Zweig okuyanlar çok iyi bilir ki yazarımızda kadın aşağılama bağımlılığı var, bunu hemen hemen her eserinde tekrar tekrar betimler.
Bu özelliğini Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabında çok net görmekteyiz.
Bunun sebebinin yetiştirilme biçimi olduğunu düşünüyorum, neden mi? Açıklayayım;
Yahudilik tarihini uzun yıllar detaylı bir şekilde araştırdım ve bizzat yerinde gözlemledim. Bu karmakarışık saplantılı ırkı İsrail’de ki Ağlama Duvarın’da, sokaklarda ve kitaplarda inceledim.
Yahudilik’te kadının söz hakkı yoktur. Kadının tek görevi soyun devamlılığı için üretmektir. Bu yüzden sürekli kuzenleriyle evlendirilir. Zweig’da bir Yahudi’dir. Aydın, sanatçı kişiliğine! rağmen kadınları bu denli aşağılaması bana hep itici gelmiştir.
Eserlerinde, olay örgüsünde erkek karakterlerimizden birisinin başına bir aksilik gelirse bunu hemen hikayedeki kadınlardan bilir. Ve cümle içinde -Yine bir kadın yüzünden- şeklinde bir kalıp ekler.
Bu kadar sığ ve bağnaz düşünceli bir adam, Avrupa’nın Güneşi veya Edebiyatın Aydınlık Yüzü ifadeleriyle göklere çıkarılıyor.
Cengiz Aytmatov’da gördüğüm ana ve kadın sevgisi ile kadına duyduğu saygıyı, Zweig ile karşılaştırdığımda biri “Hakikatin Kalemi” diğeri ise sıradan bir novellacı olarak kalıyor benim nezdimde.
Evet dili ve kalemi güçlü o noktada hakkını yemiyorum. Ancak süslü cümlelerle değil, gönülden gelen safi duygularla yazarlar
Stefan Zweig okumayı çook özlemişim. Yazardan okuduğum 22. kitap oldu. Külliyatını bitirmeyi çok istiyorum özellikle biyografi yazılarını asıl merak ediyorum. Şimdilik bu kitabı konuşalım.
Stefan Zweig biyografi yazılarıyla ünlü olduğu kadar novellalarıyla da ünlü bir yazardır. Eğer yazarın bilindik kitaplarına aşinaysanız bu kitap size biraz farklı gelebilir. Çünkü bu kitapta duygulardan, düşüncelerden çok olaylar var. Öyle olaylar ki sonraki yüzyılları etkileyecek kadar büyük nitelikte. Yazarımız kitapta bu olaylardan 14 tanesini işlemiş. Anlık, saniyelik verilmesi gereken bir kararın aslında ne kadar önemli olabileceğini gösteren tarihten örneklerle karşımızda.
Çok beğendiklerim kadar sıkıldıklarım da oldu. En beğendiklerim arasında Waterloo Savaşı, Tolstoy’un son günlerinin hikayesi, Okyanusu aşan ilk sözcük ve Cieora var. Özellikle Tolstoy’un hayatının son anlarına dair bilmediğimiz yanları okumak çok keyif verdi. Bir tren istasyonunda ölüyordu ama arkaplanda gelişen kısımları bilmiyorduk. Bunun gibi daha birçok şaşırdığım şey öğrendim.
Kitabın bir diğer sevdiğim kısmı da yazarın aralara kendi düşüncesini sıkıştırmasıydı. Yani olayı okurken aynı zamanda Zweig’ın olayla ilgili düşüncelerini de okuyabiliyorsunuz.
Yalnız bir oturuşta okunacak bir kitap değil bence. Çapraz okumayla her gün 1 hikaye şeklinde okunabilir. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar. ️
Bu kitap, hayatımda hem sevdiğim hem de nefret ettiğim ilk kitap oldu. Sebebini size izah edeyim.
Bu eserle birlikte Zweig’ın 22 kitabını okumuş bulunmaktayım. Artık yazarımızın hastalıklı ve ucube zihniyetli tipik batı yazarlarından bir farkı olmadığını görüyorum.
Zweig’ın eserlerini severim ama kendisinden her kitabında biraz daha soğuyorum.
Özellikle bu kitaptaki Türk düşmanlığı beni son derece kızdırdı. Bunun yanında Zweig okuyanlar çok iyi bilir ki yazarımızda kadın aşağılama bağımlılığı var, bunu hemen hemen her eserinde tekrar tekrar betimler.
Bu özelliğini Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabında çok net görmekteyiz.
Bunun sebebinin yetiştirilme biçimi olduğunu düşünüyorum, neden mi? Açıklayayım;
Yahudilik tarihini uzun yıllar detaylı bir şekilde araştırdım ve bizzat yerinde gözlemledim. Bu karmakarışık saplantılı ırkı İsrail’de ki Ağlama Duvarın’da, sokaklarda ve kitaplarda inceledim.
Yahudilik’te kadının söz hakkı yoktur. Kadının tek görevi soyun devamlılığı için üretmektir. Bu yüzden sürekli kuzenleriyle evlendirilir. Zweig’da bir Yahudi’dir. Aydın, sanatçı kişiliğine! rağmen kadınları bu denli aşağılaması bana hep itici gelmiştir.
Eserlerinde, olay örgüsünde erkek karakterlerimizden birisinin başına bir aksilik gelirse bunu hemen hikayedeki kadınlardan bilir. Ve cümle içinde -Yine bir kadın yüzünden- şeklinde bir kalıp ekler.
Bu kadar sığ ve bağnaz düşünceli bir adam, Avrupa’nın Güneşi veya Edebiyatın Aydınlık Yüzü ifadeleriyle göklere çıkarılıyor.
Cengiz Aytmatov’da gördüğüm ana ve kadın sevgisi ile kadına duyduğu saygıyı, Zweig ile karşılaştırdığımda biri “Hakikatin Kalemi” diğeri ise sıradan bir novellacı olarak kalıyor benim nezdimde.
Evet dili ve kalemi güçlü o noktada hakkını yemiyorum. Ancak süslü cümlelerle değil, gönülden gelen safi duygularla yazarlar