Bugün bizler, kendi ürettiğimiz evlerde oturamıyoruz, kendi diktiğimiz elbiseleri giyemiyoruz; çünkü hepsi 'para' denen o hayali kâğıt parçalarının ardına saklandı. İşçinin sırtındaki yırtık ceketi ve ayağındaki delik çizmesi bir 'kader' değildir; bu, emeğinin başkaları tarafından gasp edilmesinin çıplak sonucudur.
...doğrulup yağmurlu havaya baktı. Etrafındaki insanlar, tıpkı bu kedicik gibi, kendi elleriyle yarattıkları zenginliğin kırıntıları için birbirini eziyor, kendi sefaletlerine sebep olan düzeni korumak için çırpınıyordu. İnsanlar, efendilerinin sofrasından düşen ekmek kırıntıları için minnet duyarken, gerçekte dünyayı var eden güçlerinin farkında değildi. Bu, sadece bir hayvanın değil, bütün bir sınıfın açlığıydı.
Tanrı, kendi yarattıklarının çektiği sefaletin farkında değil miydi? Eğer öyleyse, Tanrı her şeyi bilmiyordu. Tanrı kendi yarattıklarının acılarının farkında ama onlara yardım edemez durumda olabilir miydi, onları mutlu etmek istemiyor olabilir miydi? O halde Tanrı iyi değildi. Peki ama, Tanrı hem her şeyi bilen, hem her şeye gücü yeten, hem de mutlak surette iyi olan bir varlıksa, bu sefalet ve acı nasıl açıklanabilirdi?