"Evet! Bana acımak için bir neden yok!
Acımak ne, çarmıha germek gerek beni!
Çarmıha ger onu ey büyük yargıç, çarmıha ger ve sonra acı! O zaman çarmıha gerilmek için kendi ayaklarımla gelirim sana, çünkü ben seviçlere değil, aşağlanmalara ve gözyaşlarına susamış bir insanım!.. "
Bir anda bütün kalabalık,masada iki kırmızı saçlı kadının oturması;bu rastlantı hakkında konuşmaya başladı.Kaçta kaç ihtimaldir,uğur mu getirir,neyin işareti olabilir diye sorular soruyorlardı ki: Benim saçımın kırmızısı doğal dedi masanın öbür ucundaki kırmızı saçlı kadın.Hem özür diler gibiydi hem de gururlanıyordu.Bakın ,doğal kırmızı saçlılarda olduğu gibi benim yüzümde,kollarımda çiller var.Tenim de beyaz ve gözlerim de yeşil. Herkes bu kadına cevabım ne olacak diye bana döndü. Sizin saçınızın kırmızısı doğuştan,benimki ise kendi kararım dedim hemen anında.
Uzun bir süre kimseyle konuşmadım; içime dönüm. Dünya ile arama uzaklık koydum. Dünya güzeldi, içim de güzel olsun istedim. İçimde bir suçluluk, hatta kötülük yokmuş gibi yaparsam, yavaş yavaş kötülüğü unuturdum. Böylece hiçbir şey olmamış gibi yapmaya başladım. Hiçbir şey olmamış gibi yaparsanız ve gerçekten de hiçbir şey olmuyorsa, hiçbir şey olmaz sonunda.
O zamanlar “ben, beni kimse görmediği zaman en çok kendim oluyorum” diye düşünürdüm. Yeni keşfediyordum bu düşünceyi. Kimse sizi gözlemiyorsa, içinizdeki gizli ikinci kişi dışarı çıkıp dilediği şeyleri yapabilir.