Marquez'in çocukluk yıllarında duyduğu bir olayı öyküleştirdiği, göz göre göre gelen bir felaketi işleyen, daha en başından işleneceği bilinen bir cinayetin adım adım nasıl gerçekleştiğini anlattığı kitabı Kırmızı Pazartesi. Yazarın en beğendiği kitabıymış aynı zamanda. Ben kendisiyle aynı fikirde değilim, benim favorim hala Yüzyıllık Yalnızlık. Peki, Kırmızı Pazartesi kötü bir eser mi? Asla.
Evlenen kız kardeşlerinin bakire olmadığı gerçeğiyle yüzleşen Vicario ikizleri kardeşlerinin beyanına dayanarak namuslarını kirleten Santiago Nasar'ı öldürmeye çalışırlar ve ne yazık ki başarılı olurlar. Öldürmeye çalışırlar diyorum çünkü bu konuda çok kararlıymış gibi görünseler de pek istekli değillerdir. Aksine önlerine gelen herkese haber vererek bu cinayetin önlenmesi için çalışırlar. Neredeyse tüm kasaba -yetkililer dahil- cinayetin işleneceğini bilir ama bunu durdurmak için bir şey yapmaz. Bu noktada aslında ikizler masum olduklarını iddia etmekte haklılar. Çünkü namus cinayeti onlara toplum tarafından dayatılan, kaçınmaya çalıştıkları bir durumdur. İkizlerin hiç uyumamış olduklarına, soluk görüntülerine vurgu yapılmış eser boyunca. Eylemleri ve düşüncelerinin kendilerine ait olmadığına güzel bir gönderme. Tüm kasaba olacakları bildiği halde olayların önüne geçmemiş bir de üstüne kaçırılmayacak bir eğlence gibi beklemeye ve izlemeye koyulmuştur. Aslında seyirci etkisi denen bir şey de var sonuçta. Kalabalık, hayati bir durumda sorumluluk üstlenmekten ve müdahale etmekten kaçınıyor psikolojik açıdan bakıldığında. Ama buradaki durum daha çok bunun dedikodu gibi yayılması, yetkililerinse duyduklarını hiç önemsememesi. "Namus", kadın-erkek ilişkileri ve cinsiyet rolleri konusunda toplumun iki yüzlülüğünü ve bireye dayattıklarını çok çarpıcı şekilde işliyor yazar. Kendisi aynı