Içimizde bir şey, bir parçamız olduğu gibi kalmıştı; etrafımızdaki dünyadan korkuyorduk ve kendimize bundan dolayı ne kadar kızarsak kızalım, birbirimizi bırakamıyorduk.
Benim geçtiğim yerdeki ümitler uykuya dalar, çiçekler solar; her şey, istemiş olmanın pişmanlığını çeker. Ve her varlık bana fısıldar: 'İster Tanrı olsun, ister sümsüğün teki, benim hayatımı başkasının yaşamasını dilerdim.'
Gelecekten, daha fazla da kendimizden bezdik; toprağın suyunu sıktık ve gökleri soyup soğana cevirdik. Artık düşlerimizi madde de ruh da besleyemez: Bu evren yüreklerimiz kadar kurumuş.
İnsanlık sadece kendini telef edenlere tapmıştır.
Dünya tarihi: Kötülük tarihi. İnsanî oluştan yıkımları çıkarıp atmak, mevsimleri olmayan bir tabiat tasarlamakla aynı şeydir. Bir felakete katkıda bulunmadıysanız iz bırakmadan yok olacaksınızdır.
Yalanlar hiyerarşisinde hayat en ön yeri işgal ediyorsa,hemen ondan sonra, yalan içinde yalan olan aşk gelir. Melez konumumuzun ifadesidir; etrafında topladığı büyük mutluluk ve ıstırap gereçleri sayesinde, kendimize başkasında bir vekil buluruz. Bir çift göz hangi yutturmacayla yalnızlığımıza sırt çevirtir bize? Zihin için bundan daha aşağılayıcı bir iflas var mıdır?