CEVAT YÖRÜR

CEVAT YÖRÜR
@Lahza006
Okumanın lezzetine ermiş kitap dostlarıyla paylaşım için buradayım. İddiam olmaksızın okuduğum kitaplarla ilgili notlarımı paylaşıyorum.
Mali Müşavir
Ankara
Çayıralan
18 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Tanıştığımıza Memnun Oldum
Puan vermedi·342 syf.··
Beğendi
·
2023 10. kitabı
Kitaptan aldığım notlara geçmeden önce zihnimde tortu şeklinde kalan düşünceleri paylaşmak istiyorum. Ethica’yı değerlendirirken “Teolojik, politik inceleme” ile birlikte okumak gerektiği kanaati oluştu bende. Tabi felsefe bir silsile olduğu için Platon ve Aristotales’den (Presokratlar ve Sokratesin düşüncelerini fragmanlar şeklinde bu iki filozoftan öğrendiğimiz için daha eskiye götürmüyorum) Spinoza’ya kadar gelen aktarımları ve hatta “Kutsal kitab”ı okumak gerekiyor. Dücane Cündioğlu ve Ahmet Arslan’ın anlatımlarından idrak ettiğim kadarıyla Spinoza hiçbir yerde zikretmese de (belki vardır ama ben bu iki kitabında bir atıf göremedim) fikirlerinin kaynağını Farabi’den alıyor. Farabi’nin “Südur” yani her birey, her şey Tanrıdan taşan su zerrecikleri misali oluştu düşüncesi Spinoza’nın Panteizim (Doğa tanrı) teorisi ile temelde aynı şey. Bununla birlikte Spinoza’dan öğrendiğim Oklid’in elemanları zihnimde bir çok taşın yerine oturmasını sağladı. İnsanlar en nihayetinde ispat bulmaya çalışıyor ya; Pisagor’dan başlayıp Oklid’in elemanları ile birlikte gelişen, büyüyen matematik ve bu bilime gönül vermiş insanlar “işte ispat burada” diye çığlıklar atıyor; Evrende bir harmoni, ahenk var bunu matematik ortaya koyuyor, hatta geometrinin ortaya attığı daire, üçgen, kare gibi şekiller evrende kendiliğinden var olmadığı halde bakın biz zihnimizde bu şekilleri tahayyül ediyor ve onlar üzerinden matematiksel bir çok doğruya ulaşıyoruz fikrini Ethica’nın yapısından öğrendim. Kutsal kitap (Tevrat, Zebur, İncil) eleştirisi ile vahye ve insan algısına dair ufuk açıcı şeyler öğrendim. Anlama yeteneğini kullanan insanların oluşturduğu adaletli bir devlette bireyin kul olmaktan çıkıp vatandaş olduğunu çok güzel anlatmış mesela. Edebi kişiliğimin bana kattığı "kelimelerin ardında yatan
Duygu/Düşünce
EtikaBaruch Spinoza · Dost Kitabevi Yayınları · 20192,180 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Devlet
Puan vermedi·372 syf.··
Beğendi
·
2022 27. kitabı
Düşüncenin sıfır noktası. Nokta. Bunu büyük bir hayranlıkla yada tariz sanatına başvurarak tersini ima ettiğim manasında söylemiyorum. İnsanlığın düşünce serüvenin başlangıç noktası olduğu için söylüyorum. Elbette ondan önce Sokrates (Gerçi bu metindeki diyalogların Sokrates’in diyalogları olduğu iddiası var) ve pre sokratlar var ama düşüncenin mitostan logosa yani sözden yazıya geçişi bakımından elimizdeki bu metin başlangıç noktası. Sonraki süreçte felsefe adına yazılan söylenen her şey bu nokta referans alınarak yazılıp söylenmiş. Okurken bunu gayet net görüyorsunuz zaten. Felsefi mana da sosyalizm yada liberalizmin ilk izlerini gözlemledim. Örneğin kadın erkek ilişkileri ve çocukla ilgili kısımlar komin sistemini anlatıyor ve eminim Marks’ın çıkış noktası buralardı. Girişi çokta uzatmamak amacıyla demem o ki insanın tekamülü konusunda merak içerisinde olan kişilerin okuması gereken ilk on eserden biri olduğunu söylemek istiyorum. Ha birde şunu belirtmek isterim ki Ahmet Arslan hocanın dediği gibi Platon’u yada diğerlerini kendi ağzından, yazdıklarından okuyunca rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Onları anlatanlardan dinleyince gözünüz korkuyor. Devlet metnini oluşturan şey Sokrates ve diğer 5 kişinin (Thrasymachus, Polemarchus, Cephalus, Glaucon, Adeimantus) diyalogları. Sokrates burada fikirlerini soru cevap şeklinde açıklıyor. Bunu yaparken de öyle ukala bir eda ile değil zaman zaman kendini yetersizlikle suçlayarak, ona soru soranların anlamakta güçlük çektiği yerleri haklı bularak yapıyor. Hatta birinci kitabın ortalarına doğru Thrasymakhos “Ya siz burada ne konuşuyorsunuz boş boş. Yaptığınız şey kendinizi kandırmaktan başka bir şey değil.” Anlamına gelen şeyler söylediğinde ya hakkaten doğru söylüyor demekten kendinizi alamıyorsunuz. Ama Sokrates-Platon hiçte öyle
DevletPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201932,8bin okunma
Proust'un üslubu
Puan vermedi·400 syf.··
Beğendi
·
2022 8. kitabı
Büyük bir hevesle aldığım, illaki okumalıyım dediğim, Tanpınar’ın, Virginia Wolf’un, Oğuz Atay’ın esin kaynağı ve üslup ustası olarak benimsedikleri bir yazarın eserini okumak benim gibi bir yazar adayı için elzem bir şeydi. Esg’nin flu tv de İlker Canikligil ile bir sohbetinde Dostoyevski okur musun yada sever misin sorusuna; “Okuyamam ya bayar beni! Ama benim sevmiyor, okumuyor olmam Dostoyevski’nin büyük yazar olduğu gerçeğini değiştirmez. Anlattıkları bana hitap etmiyor. Roman olarak belki biraz Proust’un yazdıklarını okuyabilirim, okursam.” Diye verdiği cevap üzerine daha da ilgimi çekmişti. Bu sözlerini daha çok elitist düşüncelerin ifade edilmesinden ziyade entelektüel birikiminin onu böyle bir okuyuşa yönlendirdiği şeklinde algılamıştım. Tanpınar’ın romanlarını sevdiğim için – bazen sıkıcı da bulsam- okuyabilirim diye düşünüyordum. Hele ki Wolf’un Deniz fenerini iki kez zorla da olsa okuyup ikincisinde kitabı bitirirken aldığım büyük haz nedeniyle Wolf’un kendisine üstad kabul ettiği yazarı okumak benim için çok değerliydi. Şimdiye kadar niye okumak istediğime dair düşüncelerimi sıraladım. Şimdiyse okuduğum andan itibaren bende oluşturduğu düşünceleri mi aktarmak istiyorum. Öncelikle anlatı sanatının git gide daha giriftleşmesi, sıradanlıktan çıkma temayüllerini romanda açık bir şekilde gördüm. Uzun birleşik cümleler, detaylı ama bütün içerisinde bir yere koymakta güçlük çektiğim betimlemeler, anlatılan bir sürü karakter, birbirinden farklı bilmediğim yer isimleri okumamı zorlaştırdı. Birde Deniz fenerinde fark ettiğim bay bayan kullanımı yerine M.-Mr. Gibi bu roman çevirisinde de M. erkekler için Mdm kadınlar için kullanılıyor olması beni zorladı. Kitabın ortasına kadar M. – Mdm bilmem ne diye anlatılan karakterlerin kim olduğunu çözemedim. Bulmaca mı
Swann'ların TarafıMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma
10/10
·1100 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
Belirtmek isterim ki kitabı okumaya başlamadan önce kendimce önemli tespitlerim, sorgulamalarım ve tutarlı yanlarım olduğunu düşünüyordum. Okudukça gördüm ki bu konu yaşadığımız yüz yılın yada bin yılın değil çok daha öncesin de konuşulan ve tartışılan bir konuymuş. Bu nedenle benim için çok ufuk açıcı oldu. Diğer bir husus var ki bu sorumun cevabını da bulmayı isterim. Şöyle ki; gerçeği ilk ve tek keşfedenin kendimiz olduğu yanılgısı bu toprakların insanlarına has bir durum mudur? Daha önce Turan Dursun’un kitaplarını okurken de aynı şeyi düşünmüştüm, burada Arif Tekin’in düşüncelerini okurken de aynı düşünceler geçti zihnimden. Bilinç altı yada bilinç üstü ile ölümsüzlüğü arayan biz insanlar bunu başarma için bir şeyler iddia ediyor, yazıyor ve böylece adımızı tarihe yazdırmak istiyoruz. Turan Dursun olsun Arif Tekin olsun satırlarını okurken sanki İslam dünyasının Meslier’i olmak istiyorlarmış gibi bir hisse kapıldım. Bunu söylerken Ateizm konusundaki argümanlarının güçlü yada zayıf olduğunu kastetmiyorum. İnanmak yada inanmamak için her ferdin kendince ikna edici argümanları vardır. Nitekim kafanız karışıksa okur, araştırır sonra birini seçer ve ona göre yaşarsınız. Ama bu kitap özelinde Arif Tekin sanki hakikatin ilk ve tek temsilcisiyim kimse bunu anlayamadı, sadece ben anladım gibi satır arası mesajlar vererek bilinç altının ölümsüzlük konusunda yönlendirmesine maruz kaldığı yönünde bir hisse kapıldım. Kitabın beğendiğim diğer yönü ise Deizm, Teizm, Ateizm ayrımının net bir şekilde ortaya konmasıydı. Meğer ben bu kelimeleri hep bir birine karıştırıyormuşum. Bir kez daha anladım ki hiçbir kavram öyle insanlar günlük hayatlarında eğlensinler yada birilerine gıcıklık olsun diye ortaya atılan kelimeler değil. Ne demek istiyorum bununla şöyle açıklamaya çalışayım.
Ateizmin Psiko-SosyolojisiArif Korkmaz · Palet Yayınları · 20192 okunma
Benim Gözümde Deniz Feneri
Puan vermedi·224 syf.··
2021 35. kitabı
Hakkında sürekli bir şeyler duyduğum, okuduğum, bilinç akışı tekniğinin mucidinin kitabını okuma onuruna eriştim sonunda. Daha önce Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ında farkında olmadığım bir okumayla bilinç akışı tekniğini aslında görmüştüm. Ama bu sefer bilinç akışı tekniği nedir anlamak için o gözle okudum. Peki neymiş bilinç akışı. Uzun uzun cümlelermiş, olaylardan ve diyaloglardan daha çok iç monologlarmış, hatta bu iç monologlar öyle aktarılıyor ki flaş patlaması gibi araya giren başka düşünceler, o an gördüğü bir şeyle anında değişen düşünceler şeklinde tezahür ediyor. Duygu ve düşünceler benzetmelerle ve simgelerle anlatılıyor ki okurken bu çok yoruyor insanı. Bir şiiri anlamaya çalışmak gibi okuduğum cümlelerin arkasındaki ana düşünceyi anlamaya çalışmak zaman zaman bir paragraf yada bir sayfada dakikalarca düşünmeme sebep oldu. Bu kadar zorlanmama rağmen şiirsel anlatım hoşuma gitti ve beni başka dünyalara ışınladı diyebilirim. Bu kitap vesilesiyle yeniden incelediğim edebi akımlar ve edebiyatın tarihsel gelişim süreci ile ilgili şunu farkettim ki; aynı insanlığın gelişimi gibi kolaydan zora doğru bir ilerleyiş var. Yani daha önceleri önemli kişiler ve olaylar hakkında romanlar yazılırken süreç evrilerek önemsiz yada geri planda kalmış basit sıradan diye tarif edebileceğimiz ama öyle olmayan kişilerin iç dünyaları ve dünyayı algılayış biçimleriyle ilgili romanlar hikayeler yazılmaya başlanmış. Düz bir zaman akışı, olayların normal sırasına göre anlatılmasından vazgeçilmiş, zaman kahramanın gözünde yada anlatıcının zihninde katmanlar halinde oluşmaya başlamış, aynı şekilde olaylar da düz sıralı değil kahramanın yada anlatıcının zihninde ki sıraya göre aktarılmıştır. Şu anda aslında bende bir şey anlatsam sanırım olayların oluş sırasına göre değil bendeki önem
İnsan ve Duygular
Deniz FeneriVirginia Woolf · İş Bankası Kültür Yayınları · 20217,7bin okunma