İkisi de güzel şeylere inanan gençlerdi o zamanlar. Ülkelerindeki insanları düşünür, çok daha iyi şartlarda yaşamalarını, sömürülmemelerini, emeklerinin karşılığını almalarını savunurlardı. Nezarette iken karşılaştıkları bir gencin cebinden çıkan bildiride yazılan için çalıştılar: Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye… Kötü insanlar değillerdi. Ülkenin içinde bulunduğu şartlarda kendilerini en iyi şekilde yetiştirmiş, ülkenin en iyi üniversitelerini kazanmış akıllı gençlerdi. Ama birileri istemiyordu öyle olmalarını ve ceza verilmişti. 12 Eylül, fidanların büyütülmediği mevsimdi…
İnsanlar kitaplarını saklıyor ,boş arsalara naylonlara sararak gömüyor, çaresiz kalanlar ise yakıyorlardı. Bir evde kitap varsa potansiyel suçluydu sahibi.
Yine bilinmeyen ama insanı derinden etkileyen, insanlığa, insan olmaya dair bir kitap... Bu yazıyı da sonuna kadar okuyan olmaz çünkü kitabı anlatıyor... Sosyal medyada kitaptan çok kitabın görselini övüyor insanlar... Çok güzel bir paylaşım, emeğine sağlık gibi sözler. Paylaşana tabi ki. Yazanın emeği yok sanki...
Dönem romanları çok kolay yazılabilen bir tür değildir. Yazara o dönemi iyi irdeleme gibi bir yük daha ekler. O yüzden de çok yazar buna dokunmaz. Ne olur ne olmaz?
Kitap 12 Eylül 1980 günlerinde geçmekte. O dönemde insanları ve askeri yönetimin tek sesliliğini, sipariş verilerek idam edilen gençlerden tutun da ülkeyi soyan ama askeri yönetimin bir şey yapmadığı banker faciasına kadar gözler önüne serilmiş. 1980 sonrasında yaşanan ahlaki çöküntü ve insanların siyaseti sadece sandıkta oy kullanma olarak algılaması için yapılan baskı ve algı yönetimi çok güzel aktarılmış. Tan ve Bulvar gazetesi örnekleri çok çarpıcı.
Roman Tırnovalı ailesinin büyük oğlu üniversite öğrencisi Mehmet'in bir gece eve gelmeyişi ve ailenin onu arama girişimleri ile heyecanı doruğa taşıyor. Bir babanın çaresizliği, annenin ızdırabı, mahallenin dayanışması, komşuluk o kadar güzel anlatılmış ki ister istemez duygulanıyorsunuz.
Romanın dili çok akıcı ve elinizden bırakamamanızı sağlayan merak duygusu hep zirvede. Özellikle işkence ile ilgili bölümler, içeri alınmış genç kızlara yapılanlar tüyleri diken diken ediyor...
İnsanların o dönemlerde 80 Anayasasını kabulü o kadar ince ve güzel eleştirilmiş ki. (sonrasın da herkes ben vermedim diyordu )
Romanın geçtiği mekânlar o yılların İstanbul'unu çok güzel anlatıyor. Son bölümlerdeki Kadıköy Vapuru ile ilgili satırları okurken resmen yaşadım çünkü martılara kadar tüm detaylar nakış gibi ama gereksiz ve ağdalı dil kullanılmadan tüm