FIRAT SUYU KAN AKIYOR BAKSANA
‘’Tanyeleri ışıdı ışıyacaktı. Deniz sütlimandı apaktı.’’ Poyraz Musa yorulmadan usanmadan kürek çekiyordu Mirmingi (Karınca) Adası’na. Ardında savaşları, soykırımları ve sürgünleri bırakmış yeni bir hayata doğru ilerliyordu. Gideceği adada üç bin yıldır orada yaşayan insanların yerlerinden, yurtlarından zorla sürüldüğünü bilmeden.
Karınca Adası halkı mübadeleden habersiz mutlu mesut yaşıyor Mustafa Kemal Paşa’nın yanına cepheye yolladıkları evlatlarının yollarını gözlüyorlardı. Savaş bitecekti ve oğulları yuvalarına dönecek hep birlikte Karınca Ada’sında günlerce sürecek düğünler kutlamalar yapacaklardı. Panosaki en iyi bildiği işi yapıp balık tutacak ve diğer adalarda yaşayan çocukları yanına alıp yetiştirecek dünyanın en iyi balıkçısı yapacaktı. Ermiş Tanasi yine ceviz büyüklüğünde zeytin yetiştirecek çocuklar adaya gelen göçmen kuşları yakalayıp güzelce temizledikten sonra yine ziyafet verecekti ada halkına. Adada huzurlu yaşam hakimken bir gün mal müdürü Abdülvahap Bey ada sakinlerine mübadeleden bahsedince bütün ada yasa büründü. Bu topraklar için kanının son damlasına kadar savaşmış, oğullarını tereddüt etmeden cepheye göndermiş gerektiğinde Sarıkamış’ta Ruslarla savaşmış doksan bin askeri Allahuekber dağlarına gömmüş, Türkiye halklarına yardım edip cepheden cepheye koşmuşlardı. Aynı cephede omuz omuza savaştıkları silah arkadaşları onları adadan kovmadan önce mallarını yağmaladı vermedikleri takdirde de canlarına, namuslarına kastettiler. Onlara göre mübadelenin hiç sırası değildi oğulları eve dönmemişti henüz canlı da olsa cansız da dönmemişti. Zaman su gibi akıp giderken mübadele için verilen sürenin sonuna gelinmiş Karınca Adası sakinleri ‘’yüreklerindeki acıyı dışa vurmadan’’ kendilerine yaraşır bir şekilde gelen balıkçı
Gözyaşlarım birbiri ardına süzülürken bu içler acısı halime bir kez daha göz yaşı akıttım. Aşık olduğum ama beni sevmeyen bir adamın göğüsünde ağlıyordum ve ne yazık ki aşkımı ona kanıtlamam yalan söylemekten geçiyordu. Canımı acıtan asıl şeyse şuydu Ali benim onurumu ve gururumu zerre düşünmüyordu. Başımı aşağı yukarı salladım.Beynim bir hiç uğruna diye bağırdı. Seni sevmeyen bir adam için onurunu iki paralık edeceksin. Kalbimse, Ali'nin bana inanması, güvenmesi için gerekirse atmayı bırakacaktı. Gün ağarmıştı.Ali rüzgarları bile delecek bir hızla motoru sürerken tutundum ona ama bu sefer kaybetme korkusuyla sıkıcana değil de kaybetmiş bir kız olarak korkarak sarıldım.
Yanındaki kız Ali'ye bir şeyler anlatırken gözlerini bana çevirdi bir anda. Gülümseyerek Fatma ablaya döndüm ve dediklerine ayak uydurmaya çalıştım, başımı salladım, yalandan espirilerine güldüm... Ali'nin şu an benimle içten içe dalga geçtiğine o kadar emindim ki...Bunu bile bile sevdiğim adama bir kez daha baktım. Bir kez daha ve bu son bakışım dedikten sonra yaklaşık 6 kere daha baktım. Ben Asya Güneş, iflah olmaz bir aptaldım.