Kitap hakkında birkaç şey söyleyeceğim. Birkaç senedir kitap okurken ağlamamıştım özlemişim. Kitabı alırken ne yalan söyleyeyim konusuna bakmadım ismi,yazarı ve rengi hoştu. Alırken de bunun farkındaydım sürpriz olacaktı ve içimdeki bir şeylere dokunacak niyetiyle düşünmeden tuttum aldım. Birçok inancı konu alan bir kitap özellikle ezidiliği. Bu inançla ilgili çok önceden bir videoya denk gelmiştim ilk kez duymuştum. Tabii onu unuttum gitti sonra bu kitabı rastgele okudum. Bir mazlumun bakışını, duruşunu kalbinin atarken çıkardığı o değişik sesi bile hissettim. Livaneli'nin kalemini ilk defa okudum ama son olmayacak sanırım Bu kitap bana insanlığı hatırlattı. Onca özlemi, korkuyu, cesareti, vicdanı, caniliği, merhameti... İnsan ne aslında bilmiyorum bu koca dünyada milyarların içinde iyi de kötü de var iyinin kötünün içinde de iyi ve kötü var onların içinde de iyi ve kötü... sonsuz bir matruşka Aramaktan vazgeçtim beslemeyi yeniden öğrendim buradaki irademin varlığına şükrettim. Karakterin tanrı inancı yok ama insanların unuttuğu Tanrı'nın en büyük arzusunu yapıyor "merhamet etmek adaletli olmak" öte yandan inanmış ve kaybolmuş zulüm eden insanlar neden kaybolmuşlar? Bunu şu an bilemiyorum belki de sebebi kitabın başında da bahsettiği gibi haresedir. Yani hırs ve ihtiras. Evet zulüm bana akıl karı gelmiyor ancak kaybolmuş bir ruhun işi gibi geliyor. Belki de yanlış yerlerde olan bir ruhun. Ve bu zülmün nerede nasıl olursa olsun hep kadınları bulması. Hep kadınlara çiçek derler. Artık bu kelime ayaklarının altında ezmek için kullandıkları süslü kelime maskesi gibi hissettiriyor. Çünkü öyle yapıyorlar ayaklarının altına alıp cıvgı çıkana kadar ezip yok ediyorlar.
Kitabın sonunda Tanrıyı suçlamış yazar -ya da karakter- bunca acıyı duymuyor ya da önemsemiyor diye uzunca