Doğan Cüceloğlu'nun ince zekasıyla, bilimsel yaklaşımlarını herkesin anlayacağı indirgemeci tavrıyla, anlatımıyla gene muhteşem bir eseriydi. Kitaplarındaki üslubu çok beğeniyorum. En önemlisi bizim kültürümüzden ve kültürümüzü, insanımızın anlayışını, görüşünü, tavrını, tarzını iyi tahlil edebilmiş bir psikolog.
Fizik kuralları değişmez. İki kere iki ABD'de neyse Türkiye'de de odur. Kimya, biyoloji de öyle evrensel yasalara sahiptir. Fakat sosyal bilimlerin, insan bilimlerinin bir noktada doğduğu toprağa aitliği olduğunu düşünüyorum. Pek çok kişisel gelişim, psikoloji kitabı var. Ama kültürel olarak bize ait, bizi anlatan, değerlerimizi anlayarak bize yansıtmış kaç yazar, kaç bilim insanı var buna da bakmak, takdir etmek gerek. Cüceloğlu'nu bu açıdan da ayrıca değerli buluyorum.
Kitaba dönersek, Timur (Aynı zamanda Cüceloğlu'nun oğludur. Burada kendi oğlunun adını vermiş ana karaktere.) bir süredir teyzesinin evinde kalıyor. Aslında burada evdeki aile etkileşimine dışarıdan bakan biri olarak dışarıdan getirilmiş gözlemci bir karakter olarak kurgulanmış. Teyzesi Hatice Hanım'ın oğlu Erol'u annesi istemediği halde komşunun oğluyla oynadığı için dövdüğü sahneyle giriş yapıyoruz kitaba. Evin içinde sağlıksız, iç çocuğu gelişmemiş yetişkinlerin olduğunu bolca örnekle sergiliyor. Recep Enişte toplumumuzda bolca gördüğümüz o çatık kaşlı, asık suratlı baba karakter. Hatice Teyze kocasının yanında ağzını açamayan, çocuklarına sahip çıkamadığı gibi hıncını onlardan çıkartan bir anne. Ayla ve Erol bu ailede bastırılan, sindirilen çocuklar. Timur ailenin durumunu, bu ailedeki gözlemlerini Yakup Bey isimli biriyle konuşup değerlendiriyor. Bir gün hikayeye bir de Recep Bey'in yeğeni Leman dahil oluyor. Leman bir kaç aylık evli fakat evliliğinde ciddi sorunlar yaşayan bir kadın.