Alper

Alper
@Le_Petit_Prince
Nosce te ipsum.
Endüstri Mühendisi
Bursa
31 okur puanı
Haziran 2016 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
7/10
·187 syf.··
Beğendi
·
2018 81. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2018 20:08
Kumarbaz, Dostoyevski'nin, 45 yaşındayken, Suç ve Ceza'dan sonra yazdığı romanı. Biraz otobiyografi havasında. Çünkü o dönemde Dostoyevski, kendisi de parasızlığa, borç batağına ve kumara saplanmış durumda. Romandaki ana karakter Aleksey gibi… Lüks ve para düşkünü bir kadın var hayatında. Romanda, Aleksey'in aşık olduğu Polina gibi. Aleksey, genç bir Fransızca öğretmeni, kültürüne ve bilgi birikimine karşın, kendini diğerlerinden aşağıda gören, edilgen, kendisine ne söylenirse o yolda ilerleyen, iradesi zayıf bir adam. Bir metin okuduğunda, insanın iradesiyle mücadelesini ne kadar canlandırabilirsin kafanda? İşte, Dostoyevski yazınca, canlandırmaktan öte, ciğerine kadar hissediyorsun mantık, umut, hırs, tutku arasında savrulmalarını. Yazarın romanda yer verdiği bazı karakterler, ülkeleri temsil ediyor. Bu karakterler üzerinden yazarın, Rus ve Avrupa toplumlarını nasıl gördüğünü okuyoruz. Fransız karakterler, para ve lüks düşkünü, kendi ulusunu diğerlerinden üstün gören bir bakış açısıyla yaklaşıyor olaylara. Maddi birikimlerini, nesiller boyunca yavaş yavaş, adım adım arttırma gayesindeler. Rus karakterler ise sabırsız, tezcanlı, imkan olursa parayı kısayoldan kazanma arzusunda, gururlu tipler. Kahramanımız Aleksey, özgüven yoksunu, duygusal, kararsız, itaatkar ve edilgen bir karakter ortaya koyuyor. Aşık olduğu Polina'dan bahsederken: "Aslında beni küçümsediğini, sevgimi ona rahatlıkla açmama izin vererek gösteriyordu." Kadın karakterler çok güçlü çizilmiş. Özellikle Rusya'dan gelen ve aralarına kısa bir süre katılan büyükanne, sahne alır almaz fırtına gibi esip geçiyor. Çok dinamik, baskın ve yönlendirici bir tarzı var. Yazarın gözünde, Rus halkını simgeleyen bir karakter gibi görünüyor. Dostoyevski bu romanı, yayınevlerinden aldığı avanslar ve verdiği taahhüt
Edebiyat
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,6bin okunma
Reklam
9/10
·194 syf.··
Beğendi
·
2018 80. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mart 2018 14:55
Hakkari’nin en yüksek rakımlı köyüne öğretmen olarak gelen bir adamın, 1 kış mevsimi boyunca yaşadığı ve tanık olduğu dramın öyküsünü okuyoruz. Kahraman, bir deniz kazasından kurtulup köye geldiğini, burada hem öğretmen, hem öğrenci olacağını, kazadan sonra geçmişini ve kendi yüzünü anımsamadığını anlatarak başlıyor. Bu, biraz da kendini arayış romanı aslında. Köyde okul, sınıf, defter, kalem yok. Çocuklar karda çıplak ayakla yürüyorlar. “Mantık burada ne garip bir sözcük!” Bir ağılı sınıf haline getiriyorlar. Öğretmen, malzeme satın almak için kent merkezine gelir. Kentteki tek kitapçı bir Süryani’nin dükkânıdır. Ve kitapçıda sadece 101 tane kitap vardır. Süryani kitapçı öğretmene 10 tane kitap, 1 harita ve 1 tılsımlı mühür verir. Roman boyunca uzunca bir süre, öğretmen birkaç denemesine rağmen, bu haritayı inceleyecek fırsatı bir türlü bulamaz. Bu simgesel anlatım, mistik ve gizemli bir havaya büründürüyor romanı. Kent merkezinden köye dönecek bir sonraki araç 2 gün sonra olduğundan, öğretmen merkezde zaman geçirir, berberde tıraş olur, uzun zamandır görmediği yüzünü aynada görür. Bu sahne, kendisiyle yüzleşmeye başlamasının bir simgesi bence. Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gidip “ilgili”leri ziyaret eder. Odaya girdiğinde, felsefe, sosyoloji, mantık öğretmeni, masada uyuklamaktadır. Nefis bir simgesel bir anlatım daha… Köye döndükten sonra salgın nedeniyle çocuk ölümleri başlar. Köylüler öğretmenden medet umuyor, ne yapacaklarını ona soruyor. Öğretmen de kendisini sorumlu hissetmektedir. Bir dilekçe yazar, bir ulakla kent merkezindeki sağlık müdürlüğüne gönderir ve yardım ister, ancak beklediği desteği bulamaz; “Gelecek kimse yoktur Hocam” Çocuk ölümleri devam edince bir dilekçe daha yazar, bu sefer Ankara’ya, Sağlık Bakanlığı’na. “Bu dilekçeleri yazarak mı
Edebiyat
Hakkari'de Bir MevsimFerit Edgü · Sel Yayınları · 201713,9bin okunma
7/10
·360 syf.··
2018 79. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2018 23:20
Kendi gecesinde, ebeveyn-çocuk ilişkilerine, insanın kimlik arayışına dair nefis bir roman. 40’lı yaşlarındaki Hayali’nin hikâyesini okuyoruz. Karakterin kimlik arayışı isminde bile ironiyle veriliyor. Kahramanın nüfusa kayıtlı ismi Hayati; aile içinde Hayal Ali, etrafındakiler ise Hayali diye sesleniyor. Annesi, Yurdanur, varoş kesimden gelen ve çok güzel bir kadın. Babası, Sami, tarihi eser kaçakçılığı yapan, ince zevkleri olan bir adam. Ayrı dünyaların, farklı kültürlerin insanları, başlangıcından itibaren yürümeyeceği belli olan bir evlilik… Hayati böyle bir evlilikten doğar. Hayali’nin, annesine olan aşk derecesinde bağlılığı, annesini cinsel çekiciliği ile tarif ediyor olması, daha kitabın başlarında Oidipus sendromu sezdiriyor okuyucuya. (Oidipus sendromu: erkek çocuğun, annesine cinsel sapkınlık derecesinde bağlı olması. Bu durum, ileri yaşlarında cinsel bozukluklara neden olabiliyor.) Çocukluk döneminde Hayali, Karagöz, Hacivat oyununa hayranlık duyar. Kendisine, Karagöz’ün oğlu olan perdeden çıkıp gerçek hayatında yanında olan “Kara” isimli hayali bir arkadaş yaratır. Ailesi bunu farkedip psikolog’a götürür tedavi için. İlerleyen yaşlarında “Kara”nın varlığını ara ara yine görüyoruz ama çocukken hissettiğimiz kadar büyük bir psikiyatrik sorun gibi hissedilmiyor romanın ilerleyen bölümlerinde. Annesinin başka bir adamla ilişkisin olması, Hayali’nin kadınlara olan inancını ve güvenini sarsmış olmalı ki, gençlik yıllarından itibaren erkeklerle ilişkiye girmeye başlıyor Hayali. Hayatı boyunca, kadınlarla ve erkeklerle ilişkilerinde bağlanmayı başaramıyor. Tüm romanın özetini anlatmayayım. 2011 yılında Londra’da kaldığı sırada başlıyor roman, Flashback’lerle, geçmiş ve bugün arasında gidiş gelişlerle okuyoruz hikâyeyi. Duygusunu çok iyi yansıtan bir anlatım tarzı
Kendi Gecesindeİnci Aral · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2019487 okunma
6/10
·320 syf.··
2018 78. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mart 2018 14:57
Oya Baydar bu kitabında, duygu yoğun anlatımıyla yaşamından kesitleri aktarmış. Çocukluğu, anne ve babasıyla ilişkisine dair hatıraları, siyasi anıları, gözaltına alınmalar, yakınlarının ölümleri, sürgün yılları, hayvan ve doğa sevgisine dair bir çok anısını okuma şansı buluyoruz. Benim için en çok akılda kalıcı ve etkileyici sahnelerden birisi, Doğu-Batı Almanya arasındaki duvarın yıkılışını anlattığı bölüm. Duvar 30 yıl kadar sosyalist ve kapitalist sistemlerin arasındaki ayrımın simgesi olmuştu. Duvar yıkılınca, parçaları hatıralık eşya olarak satılmaya başlanır. Talep artınca, parçaların fiyatları da yükselir. Küçük parçalar 5 Mark, büyük parçalar 10 Mark'a alıcı bulmaya başlar. :) Sosyalist blok için önemli bir simge olan bu duvarın, serbest piyasada alıcı-satıcı bulan bir ticari nesneye dönüşmesi bence çarpıcı bir sahneydi. Yazar, Suriye'li göçmen çocuklara duyarlılığını, doğuya gittiğinde oradaki halkla konuşmaları ve gözlemlerini, gençlik yıllarında enternasyonel'deki çalışmalarını da anlatıyor bu kitapta. Bu söyleyeceğim mutlak doğrudur diyemem tabi ama kitapta anlatılanların bende bıraktığı his; yıllarca uğruna mücadele edilen ideallerin bir sonuca ulaşamaması, biraz vazgeçiş, buna bağlı biraz hüzün ve bir çeşit veda gibi hissettirdi bana. Belki de yazarın hiç böyle bir söylemi yoktur, bilemiyorum. Sadece bende bıraktığı his böyle.
Yetim Kalacak Küçük ŞeylerOya Baydar · Can Yayınları · 2014164 okunma
6/10
·356 syf.··
2018 77. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2018 09:10
Oya Baydar bu kitabında, sosyolojik açıdan doğu sorununu, hem bireysel hem toplumsal kimlik arayışını, anne-baba-çocuk ilişkileri üzerinden kuşak çatışmalarını, parçalanan dünyayı ele alıyor. Ana karakterlerden Elif, hırslı, çalışkan, eşi ve çocuğuyla ilişkilerini iyi kurmayı başaramamış bir bilim insanı. Ömer, popüler kültüre hitap eden ancak suya sabuna dokunmayan romanlar yazıp çok sayıda okuyucuya ulaşmış ancak o güne kadar yazdıklarıyla toplumun önemli sorunlarını görmezden gelmiş, son dönemlerinde de boşluğa düşmüş ve artık yazamayan bir yazar. Roman, Ömer'in, Ankara otogarında bir asker uğurlama törenine ve o esnada bir Kürt kızın vurulmasına şahit olmasıyla başlıyor. Ömer, yazar olarak aradığı kayıp sözün peşine düşüp, doğuya gider. Aynı zaman diliminde, eşi Elif ise bir bilim konferansına katılmak üzere Batıya, Kopenhag'a gider. Uzun zamandır uzak kaldıkları, çocukluğundan beri ilişki kurmayı başaramadıkları oğulları Deniz'i de ziyaret etmeye karar verir. Ömer,Elif ve Deniz ekseninde gelişen ve iç içe geçen olaylarla bir çok izlek okuyoruz romanda. Alt katmanında ise Türkiye'nin doğu sorununun bir çok boyutu romanda ele alınmış. Şahsen küçük bir eleştirim şu olabilir; anlattığı hikayenin içinde, yazarın taraflı varlığı çok fazla hissediliyor. Türkiye'nin doğu sorunuyla ilgili okuma yapmak ve farklı bakış açılarını görmek isteyenlere tavsiye edebileceğim bir kitap.
Kayıp SözOya Baydar · Can Yayınları · 2007435 okunma
Reklam