Adı:
Kayıp Söz
Baskı tarihi:
Şubat 2007
Sayfa sayısı:
356
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750708572
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Artık yazamaz olmuş, sözü yitirmiş bir yazar. Kendisine dayatılan başarı ölçütlerini reddedip, dünyayı saran şiddetten kaçmak için uzak adalara sığınan tutkulu bir bilim kadını ve oğulları. Destanların çağrısı ve ezilmişliğin isyanıyla çıktığı dağların şiddetinden kaçan bir Kürt genci. Töreden kaçan gencecik bir kız. Bir itirafçı. İstanbul'da, bir canlı bombanın kör saldırısında parçaları dört bir yana dağılan bir yabancı. Güneydoğu'da bir şehir, özel bir kadın, özel bir yaşam. Norveç'te küçücük bir ada, hiç gelmeyecek masal prensesi annesini bekleyen bir çocuk.
Şiddet nerede başlar? Laboratuvarda deney hayvanlarını keserken mi, savaşta ölürken, öldürürken mi? Çocuğuna kendi değerlerini dayatırken mi, insanın acısının fotoğrafını çekerken mi? Töreyi uygularken mi, sevişirken mi, yoksa yabancıyı ötekileştirirken mi?

Bir söz arıyordu: kaynağı kurumuş, yitik sözü. Bir ses duydu: "Zarok Kuştin! Çocuğu öldürdüler!" Çığlığın peşine takıldı, uzaklara gitti, insana ulaştı ve sözü buldu.
Oya Baydar'ın yeni yapıtı Kayıp Söz'de, roman, insanla ve vicdanla buluşuyor.
(Tanıtım Yazısından)
Hem artık yazamayan bir yazar hemde bir anne...Kendi hayatında bulduğu sözlerdir yazamadıkları... Nefes kesen , heyecanlı bir hikaye.. Aslında insanla vicdanın çelişkili hikayesi ...
Oya Baydar'ın bu romanı için çok katmanlı diyorum ben. Görünüşte bize anlatılan üç kişilik bir aile hikayesidir. Profesör anne, yazar bir baba ve onların topluma ayak uyduramayan oğulları Deniz'in hikayesi ama anlatılanlar bu kadarla sınırlı değil. Yazar bu üç kişilik aile üzerinden bir ülkenin toplumsal sorunlarını anlatıyor. Keyifle okuyun.
Oya Baydar bu kitabında, sosyolojik açıdan doğu sorununu, hem bireysel hem toplumsal kimlik arayışını, anne-baba-çocuk ilişkileri üzerinden kuşak çatışmalarını, parçalanan dünyayı ele alıyor. Ana karakterlerden Elif, hırslı, çalışkan, eşi ve çocuğuyla ilişkilerini iyi kurmayı başaramamış bir bilim insanı. Ömer, popüler kültüre hitap eden ancak suya sabuna dokunmayan romanlar yazıp çok sayıda okuyucuya ulaşmış ancak o güne kadar yazdıklarıyla toplumun önemli sorunlarını görmezden gelmiş, son dönemlerinde de boşluğa düşmüş ve artık yazamayan bir yazar.

Roman, Ömer'in, Ankara otogarında bir asker uğurlama törenine ve o esnada bir Kürt kızın vurulmasına şahit olmasıyla başlıyor. Ömer, yazar olarak aradığı kayıp sözün peşine düşüp, doğuya gider.
Aynı zaman diliminde, eşi Elif ise bir bilim konferansına katılmak üzere Batıya, Kopenhag'a gider. Uzun zamandır uzak kaldıkları, çocukluğundan beri ilişki kurmayı başaramadıkları oğulları Deniz'i de ziyaret etmeye karar verir.

Ömer,Elif ve Deniz ekseninde gelişen ve iç içe geçen olaylarla bir çok izlek okuyoruz romanda. Alt katmanında ise Türkiye'nin doğu sorununun bir çok boyutu romanda ele alınmış.

Şahsen küçük bir eleştirim şu olabilir; anlattığı hikayenin içinde, yazarın taraflı varlığı çok fazla hissediliyor.

Türkiye'nin doğu sorunuyla ilgili okuma yapmak ve farklı bakış açılarını görmek isteyenlere tavsiye edebileceğim bir kitap.
"Zulüm insanı korkutur, sindirir, ama korku da zulmü besler. Korktukça zalim oluyoruz hepimiz."
"Erkekler en yakın arkadaşlarıyla bile paylaşmazlar acılarını, çünkü acılar yenilgi gibi gelir onlara. Güçsüzlüklerini en yakınlarına bile göstermekten çekinirler. Erkeklerin dert ortağı yoktur, çünkü derdi olmak zaaftır onlar için."
Kimse bedeninde, kılık kıyafetinde, yüzünde taşımıyor yaşadıklarını. Yüreğinde, belleğinde, çığlığında taşıyor.
"Doğu: Memur babalarımızın, asker babalarımızın zorunlu Şark hizmetini yaptığı uzak ülke. Sınır boylarına konuşlanmış garnizonlarda, ileri karakollarda yaşayan subay ailelerinin, çakal ulumalarını düşman baskını sandıkları; çocukların korkuyla yorganların altına sakladıkları; kuzeyinde karların erimediği, güneyinde akreplerin sıcaktan kavrulduğu; her biri büyülü, sakıncalı dillerin - Kürtçe, Zazaca, Ermenice, Süryanice, Arapça, Gürcüce - acılı, bulgurlu tadını taşıyan eşsiz yiyeceklerin boğma rakıya katık yapıldığı; yoksul kaçakçılarının, yiğit ve masum eski zaman eşkıyalarının, Mehmetçiklerin ve gerillaları mayın tarlalarında, ya da çatışmalarda öldürüldükleri - çok öldürüldükleri, hep öldürüldükleri -, isyanların, tehcirlerin, savaşların, göçlerin ülkesi. Bir coğrafya, bir iklim olmaktan çıkıp korkularımızı, düşmanlıklarımızı, dostluklarımızı, yaşama ve insana dair inançlarımızı aynasında sınadığımız; sınavın ağırlığına dayanamayıp da unutmayı, suçlanacağımıza suçlamayı yeğlediğimiz uzak toprak. Yaralanmış, aşınmış aydın vicdanlarımızı yuğup yıkayacağımızı umduğumuz bir pınar. Çağın yıkıntılarının altında kalmış işçi sınıfı bizleri terk ettiğinden beri, - yoksa biz miydik terk eden? - yenilginin yaralarını sarmak, yılgınlığımızı yorgunluğumuzu gizlemek için son sığınak."
"Canlıyı kumaş parçası sayabilir mi insan? Bir cana karşılık binlerce can, bir hayata karşılık binlerce hayat. Peki o tek canın, o tek hayatın hesabını kim verecek? Bütün cinayetleri meşru kılmaz mı çoğunluğun yararı ilkesi?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kayıp Söz
Baskı tarihi:
Şubat 2007
Sayfa sayısı:
356
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750708572
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Artık yazamaz olmuş, sözü yitirmiş bir yazar. Kendisine dayatılan başarı ölçütlerini reddedip, dünyayı saran şiddetten kaçmak için uzak adalara sığınan tutkulu bir bilim kadını ve oğulları. Destanların çağrısı ve ezilmişliğin isyanıyla çıktığı dağların şiddetinden kaçan bir Kürt genci. Töreden kaçan gencecik bir kız. Bir itirafçı. İstanbul'da, bir canlı bombanın kör saldırısında parçaları dört bir yana dağılan bir yabancı. Güneydoğu'da bir şehir, özel bir kadın, özel bir yaşam. Norveç'te küçücük bir ada, hiç gelmeyecek masal prensesi annesini bekleyen bir çocuk.
Şiddet nerede başlar? Laboratuvarda deney hayvanlarını keserken mi, savaşta ölürken, öldürürken mi? Çocuğuna kendi değerlerini dayatırken mi, insanın acısının fotoğrafını çekerken mi? Töreyi uygularken mi, sevişirken mi, yoksa yabancıyı ötekileştirirken mi?

Bir söz arıyordu: kaynağı kurumuş, yitik sözü. Bir ses duydu: "Zarok Kuştin! Çocuğu öldürdüler!" Çığlığın peşine takıldı, uzaklara gitti, insana ulaştı ve sözü buldu.
Oya Baydar'ın yeni yapıtı Kayıp Söz'de, roman, insanla ve vicdanla buluşuyor.
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 76 okur

  • Müslime Üstek
  • Erdem Cakmak
  • dilek keskin
  • Yasemin Yeter
  • İndicavia
  • Sin
  • Aysn B
  • Hazal POLATDEMİR
  • Yusuf Ş
  • Merve Civil

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%4.2
25-34 Yaş
%31.3
35-44 Yaş
%35.4
45-54 Yaş
%16.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%6.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.2
Erkek
%25.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.5 (9)
9
%20.8 (5)
8
%20.8 (5)
7
%8.3 (2)
6
%8.3 (2)
5
%0
4
%0
3
%4.2 (1)
2
%0
1
%0