Kayıp Söz

8,7/10  (21 Oy) · 
64 okunma  · 
16 beğeni  · 
1.235 gösterim
Artık yazamaz olmuş, sözü yitirmiş bir yazar. Kendisine dayatılan başarı ölçütlerini reddedip, dünyayı saran şiddetten kaçmak için uzak adalara sığınan tutkulu bir bilim kadını ve oğulları. Destanların çağrısı ve ezilmişliğin isyanıyla çıktığı dağların şiddetinden kaçan bir Kürt genci. Töreden kaçan gencecik bir kız. Bir itirafçı. İstanbul'da, bir canlı bombanın kör saldırısında parçaları dört bir yana dağılan bir yabancı. Güneydoğu'da bir şehir, özel bir kadın, özel bir yaşam. Norveç'te küçücük bir ada, hiç gelmeyecek masal prensesi annesini bekleyen bir çocuk.
Şiddet nerede başlar? Laboratuvarda deney hayvanlarını keserken mi, savaşta ölürken, öldürürken mi? Çocuğuna kendi değerlerini dayatırken mi, insanın acısının fotoğrafını çekerken mi? Töreyi uygularken mi, sevişirken mi, yoksa yabancıyı ötekileştirirken mi?

Bir söz arıyordu: kaynağı kurumuş, yitik sözü. Bir ses duydu: "Zarok Kuştin! Çocuğu öldürdüler!" Çığlığın peşine takıldı, uzaklara gitti, insana ulaştı ve sözü buldu.
Oya Baydar'ın yeni yapıtı Kayıp Söz'de, roman, insanla ve vicdanla buluşuyor.
(Tanıtım Yazısından)
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2007
  • Sayfa Sayısı:
    356
  • ISBN:
    9789750708572
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:

Önce "Erguvan Kapısı" adlı kitabıyla tanıştım Oya Baydar'la. Sonra hemen ardından bu eserini okudum ve hayatımda okuduğum en güzel romanlardan biridir diyebilirim rahatça. Aslında Türkiye'nin önemli bir sorununa parmak basıyor: terör, töre cinayetleri,aile içi şiddet, baştan aşağı yanlış anlaşılmış bir tarih... Okurken gözleriniz doluyor, bazen isyan ediyorsunuz. Ötekileştirilen, ötelenen, hor görülen, aşağılanan, ezber bozan insanları anlatıyor. "Coğrafya kaderdir" diyor İbni Haldun...Oya Baydar bu coğrafyayı sorguluyor... Mutlaka tavsiye ediyorum.

Hem artık yazamayan bir yazar hemde bir anne...Kendi hayatında bulduğu sözlerdir yazamadıkları... Nefes kesen , heyecanlı bir hikaye.. Aslında insanla vicdanın çelişkili hikayesi ...

Alper 
18 Mar 18:42 · Kitabı okudu · 17 günde · 6/10 puan

Oya Baydar bu kitabında, sosyolojik açıdan doğu sorununu, hem bireysel hem toplumsal kimlik arayışını, anne-baba-çocuk ilişkileri üzerinden kuşak çatışmalarını, parçalanan dünyayı ele alıyor. Ana karakterlerden Elif, hırslı, çalışkan, eşi ve çocuğuyla ilişkilerini iyi kurmayı başaramamış bir bilim insanı. Ömer, popüler kültüre hitap eden ancak suya sabuna dokunmayan romanlar yazıp çok sayıda okuyucuya ulaşmış ancak o güne kadar yazdıklarıyla toplumun önemli sorunlarını görmezden gelmiş, son dönemlerinde de boşluğa düşmüş ve artık yazamayan bir yazar.

Roman, Ömer'in, Ankara otogarında bir asker uğurlama törenine ve o esnada bir Kürt kızın vurulmasına şahit olmasıyla başlıyor. Ömer, yazar olarak aradığı kayıp sözün peşine düşüp, doğuya gider.
Aynı zaman diliminde, eşi Elif ise bir bilim konferansına katılmak üzere Batıya, Kopenhag'a gider. Uzun zamandır uzak kaldıkları, çocukluğundan beri ilişki kurmayı başaramadıkları oğulları Deniz'i de ziyaret etmeye karar verir.

Ömer,Elif ve Deniz ekseninde gelişen ve iç içe geçen olaylarla bir çok izlek okuyoruz romanda. Alt katmanında ise Türkiye'nin doğu sorununun bir çok boyutu romanda ele alınmış.

Şahsen küçük bir eleştirim şu olabilir; anlattığı hikayenin içinde, yazarın taraflı varlığı çok fazla hissediliyor.

Türkiye'nin doğu sorunuyla ilgili okuma yapmak ve farklı bakış açılarını görmek isteyenlere tavsiye edebileceğim bir kitap.

Oya Baydar'ın bu romanı için çok katmanlı diyorum ben. Görünüşte bize anlatılan üç kişilik bir aile hikayesidir. Profesör anne, yazar bir baba ve onların topluma ayak uyduramayan oğulları Deniz'in hikayesi ama anlatılanlar bu kadarla sınırlı değil. Yazar bu üç kişilik aile üzerinden bir ülkenin toplumsal sorunlarını anlatıyor. Keyifle okuyun.

Kitaptan 26 Alıntı

"...ihanetin sınırı nerede başlıyor?... Biriyle yattığın zaman mı, yatmayı düşündüğün, istediğin, isteğini açık ettiğin zaman mı? Tıpkı, şiddet ne zaman başlıyor, deney faresini öldürdüğün zaman mı, canlı bomba olup inanç uğruna insanları yok ettiğin zaman mı, sorusu gibi..."

Kayıp Söz, Oya BaydarKayıp Söz, Oya Baydar

"Şiddet nerede başlar? Laboratuvarda deney hayvanlarını keserken mi, savaşta ölürken, öldürürken mi? Çocuğuna kendi değerlerini dayatırken mi, insanın acısının fotoğrafını çekerken mi? Töreyi uygularken mi, sevişirken mi, yoksa yabancıyı ötekileştirirken mi?"

Kayıp Söz, Oya BaydarKayıp Söz, Oya Baydar

"Bir ceylanı vurmakla başlayabilir şiddet. Sonra sınırını koyamazsınız. Ve ceylan ölürken, geriye gözlerindeki şaşkın keder kalır."

Kayıp Söz, Oya BaydarKayıp Söz, Oya Baydar

"Ölüm sadece yaşamsal fonksiyonların biyolojik olarak sona ermesi mi? Bizi biz yapan değerleri göz ardı ederek toplumun önümüze koyduğu doğruları kabullenerek yaşamak ta bir çeşit ölüm olabilir mi?"

Kayıp Söz, Oya BaydarKayıp Söz, Oya Baydar
Ebru Hacıalioğlu 
23 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Zulüm insanı korkutur, sindirir, ama korku da zulmü besler. Korktukça zalim oluyoruz hepimiz."

Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 183)Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 183)
Ebru Hacıalioğlu 
23 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Erkekler en yakın arkadaşlarıyla bile paylaşmazlar acılarını, çünkü acılar yenilgi gibi gelir onlara. Güçsüzlüklerini en yakınlarına bile göstermekten çekinirler. Erkeklerin dert ortağı yoktur, çünkü derdi olmak zaaftır onlar için."

Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 169)Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 169)
Ebru Hacıalioğlu 
23 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Hangi dava daha yücedir yaşamdan, hangi savaş daha ehemdir bir evlattan?"

Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 168)Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 168)
Ebru Hacıalioğlu 
19 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Doğu: Memur babalarımızın, asker babalarımızın zorunlu Şark hizmetini yaptığı uzak ülke. Sınır boylarına konuşlanmış garnizonlarda, ileri karakollarda yaşayan subay ailelerinin, çakal ulumalarını düşman baskını sandıkları; çocukların korkuyla yorganların altına sakladıkları; kuzeyinde karların erimediği, güneyinde akreplerin sıcaktan kavrulduğu; her biri büyülü, sakıncalı dillerin - Kürtçe, Zazaca, Ermenice, Süryanice, Arapça, Gürcüce - acılı, bulgurlu tadını taşıyan eşsiz yiyeceklerin boğma rakıya katık yapıldığı; yoksul kaçakçılarının, yiğit ve masum eski zaman eşkıyalarının, Mehmetçiklerin ve gerillaları mayın tarlalarında, ya da çatışmalarda öldürüldükleri - çok öldürüldükleri, hep öldürüldükleri -, isyanların, tehcirlerin, savaşların, göçlerin ülkesi. Bir coğrafya, bir iklim olmaktan çıkıp korkularımızı, düşmanlıklarımızı, dostluklarımızı, yaşama ve insana dair inançlarımızı aynasında sınadığımız; sınavın ağırlığına dayanamayıp da unutmayı, suçlanacağımıza suçlamayı yeğlediğimiz uzak toprak. Yaralanmış, aşınmış aydın vicdanlarımızı yuğup yıkayacağımızı umduğumuz bir pınar. Çağın yıkıntılarının altında kalmış işçi sınıfı bizleri terk ettiğinden beri, - yoksa biz miydik terk eden? - yenilginin yaralarını sarmak, yılgınlığımızı yorgunluğumuzu gizlemek için son sığınak."

Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 47)Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 47)
Ebru Hacıalioğlu 
19 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Canlıyı kumaş parçası sayabilir mi insan? Bir cana karşılık binlerce can, bir hayata karşılık binlerce hayat. Peki o tek canın, o tek hayatın hesabını kim verecek? Bütün cinayetleri meşru kılmaz mı çoğunluğun yararı ilkesi?"

Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 25)Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 25)
Ebru Hacıalioğlu 
19 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Efsanelere dokunmamalı, büyü bozulmamalı, kuşku doğmamalı."

Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 44)Kayıp Söz, Oya Baydar (Sayfa 44)
3 /