"İnsanlar.." dedim fısıldayarak. "Taşırlar insanları. Kundaktayken, tabuttayken. Hep taşıyacak birileri olur. Bazılanı dostluktan bazları cepteki paradan, bazıları da içinde bulundukları sistem
bir gün onlara da taşınma sırasının geleceğini söylediği için, taşırlar insanı..."
Ona göre ister ilkel ister feodal isterse modern olarak adlandırılsın, her temel yapı ya da bunların değişim içindeki çeşitlenmeleri, toplumsal kurum ve değerler ile insan ilintilerinin karşılıklı ilişki ve etkileşimlerinden doğan bir
"bütün" olarak ele alınmalıdır. "Bütün" halinde olma durumu ise toplumsal yapının bir veçhesinin değişip diğerlerinin aynı kalmasına izin vermez. Kıray' a göre "toplumumuzun bazı yönlerini olduğu gibi muhafaza etmenin" ya da değişmeyi rastgele bir yöne çevirmenin" imkânı yoktur. "Sosyal yapı" denilen "fonksiyonel bütünün" her cephesi farklı derecelerde ancak "rastgele" değil, "belirli yönlerde"
değişikliğe uğrar.
Yaratıcılığın bir tarafi, ilişkileri ve ilişkilerin değişmesini yeniden ve yeniden, tekrar gözlemleyerek ortaya çıkarmaktır. İkinci bir yaratıcılık bilgi toplama tekniklerindeki yeniliklerden geçer. Birçok olguyu nasıl gözlemleyeceğiniz hakkında yalnız eskiden beri bilinen teknikleri kullanmamalısıniz. Her olgunun kendine has bir bilgi toplama yolunu bulabilirseniz hakikaten müthiş yenilikler hatta reformlar yapılmış olunabilir.
"Bir toplumsal olayın görünürde ne hakkında olduğuyla 'gerçekte' ne hakkında olabileceği arasındaki uyumsuzluk etnografyanın alan çalışmasının sağladığı deneyimsel bağlam olmaksızın fark
edilemez"
Örneğin Levi-Strauss'a göre:iki üç asırdan beri, Batı uygarlığ temelde bilimsel bilgiye ve uygulamalarına adamıştır kendini. Bu kriter benimsendiği takdirde, toplumların gelişmişlik derecesinin göstergesi kişi başına düşen enerji miktarı olur. Ama kriter, çok zor coğrafi koşulların üstesinden gelmek olsaydı,galip gelen Eskimolar ile Bedeviler olurdu. Demografik bir dengesizliğin doğurduğu psikolojik riskleri azaltabilecek felsefi ve dinsel bir sistemi geliştirmeyi Hindistan kadar iyi başarabilmiş bir uygarlık yoktur (2014: 93)