Nihayet Bizim Köy'e kavuştum. Okumak için bundan daha güzel bir zaman olamazdı. Neden mi? Merak edenler buyursun...
Bazı kitap dostlarım bilir. Mesleğimin 28. yılında yeniden köy öğretmeni oldum. 20 yıl sonra tekrar köyde olmak ilk başlarda bana zor gelse de zamanla alıştım.
Köy öğretmeni olmak bence muhteşem bir şey. İstediğin an doğada ders yapabiliyorsun. Tavuk gıdaklıyor, inek bağırıyor, eşek anırıyor! Tam bir senfoni. Çocuklar eve giderken gözün arkada kalmıyor. Kavga etseler de, uyum içindeler. Çünkü hepsi akraba. Köyde en çok hoşuma giden şeylerden biri de, çocukların birbirine olan hitap şekli. "Gülüm!" Ne güzel bir kelime değil mi?
"Öyle değil gulüm, böyle olacaadı."
(Bu kelime bazıları tarafından 'GULÜM' diye evrilmiş.)
Her ne kadar köyde olmak güzel olsa da zorlukları da yok değil. Asıl zorluk okulda teknolojinin olmaması. Teknolojiden de vazgeçtim, telefon çekse razıyım. İstediğin an veliye ulaşamıyorsun. Neyseki evler yakın da, bu sorunu çözebiliyorum.
"Huu, komşu! Okula hele bir geliver!" :D
Böylece işler kısa zamanda halloluyor :)
Hani sayın büyüklerimiz diyor ya,
"Biz teknolojide çığır açtık."
"İnternetsiz okul kalmayacak."
"Fatih projesiyle her okula akıllı tahta ulaştırdık."
Hepsi palavra. (Bu arada beynimde Ajda Pekkan'ın "Palavra" şarkısı çalıyor.)
Neyse efendim, gelelim ilk zamanlar yaşadıklarıma. Baktım, internet yok. Bari bir akıllı tahtamız olsa da, şöyle bir ders kitaplarını yansıtsam, bütün öğrenciler görse. Arada da patlamış mısır eşliğinde sinema günü yaparız dedim ve soluğu İlçe Milli Eğitim'de aldım. Derdimi anlatınca, sayın şube müdürü, "İlçede bile yok, köye nereden bulalım." dedi. Bunun üzerine ben de "Adam haklı! İlçede olmayan teknoloji köyde nasıl olsun?" dedim ve bağrıma taş basıp, eski usül eğitim - öğretime başladım.