Halenur Durmuş

Ben hâlâ sersemce, hayatımın, bahar mevsiminde bir çiçek tarhı olduğunu, harikulade bir hayata açmak üzere olan laleler dizisi gibi uzandığını zannediyordum önümde, ama aslında daha çok; sonbahardaki gül fidanlarına benziyordu yaprakları solup kararmaya yüz tutmuş, canlılıklarından geriye yalnızca kış mevsiminin çürümesi kalmış.
Sayfa 168·Kitabı okudu
Roman
Ne var ki şundan utanç duyuyorum: Birlikte geçirdiğimiz yıllar boyunca bana öyle iyi baktı ki şimdi evimizde bir başıma yaşarken temel ihtiyaçlarımı karşılayamadığımı görüyorum. Yemek pişirmekten hiç anlamadığım için her sabah kepek ve yulaf gevreği ile ve sütle ıslatılıp yenilen kuş üzümüyle kahvaltı yapıyorum. Öğle yemeğimi saat birde, günlük ziyaretim sırasında hastanede, hastanenin bahçesine bakarak yiyorum. Küçük bir plastik masada, doktorlarla hemşirelerin, soluk mavi, neredeyse yakışıksız önlükleri içinde yan yana sigara tüttürdükleri bakımsız bahçeye bakarak, tek başıma. Yemek tatsız tuzsuz ama karnımı doyuruyor ve yemekten de beklediğim bu zaten. Basit İngiliz yemekleri. Et ve patates. Tavuk ve patates. Balık ve patates. Bir gün menüde patates ve patates olduğunu hayal ediyorum. Bir kişi bile tepki vermez.
Sayfa 21 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Roman
Kalabalık bir kasabada, etrafı tanıdıkları ve akrabaları ile sarılmış bir haldeyken yüzünü divanın arkasına dönerek yaşadığı yalnızlık ne denizin dibinde ne de yerin altında bulunur türdendi. Bu berbat yalnızlık anlarında İvan İlyiç, yalnızca geçmişin anılarında yaşıyor, geçmişe dair hatıraları birbiri ardına gözlerinin önüne geliyordu.
Sayfa 71·Kitabı okudu
Böylece İvan İlyic'in hayatının en iyi anları gözlerinin önünden geçmeye başladı. Tuhaf olan şu ki, iyi ve hoş bulduğu hayatının çocukluğu hariç en iyi anları artık gözüne eskisi gibi görünmüyordu. Sadece çocukluğunda gerçekten hoş, imkân olsa dönüp tekrar yaşamayı isteyeceği bir şeyler vardı. Fakat bu mutlu anları deneyimleyen çocuk da artık değişmişti. Sanki başka birilerinin hatıraları gibiydi bunlar. İvan İlyiç'i bugün olduğu adam haline getiren süreç başladığındaysa bir zamanlar gözüne hoş görünen ne varsa artık saçma, değersiz ve çirkin bir hal almıştı.
Sayfa 68·Kitabı okudu
Kiesewetter'in Mantık kitabından öğrendiği şu kıyaslamayı anımsadı: "Gaius bir insandır, insanlar ölümlüdür, dolayısıyla Gaius da ölümlüdür." Bu durum Gaius için doğru geliyordu da iş kendisine gelince aklı hayali almıyordu. Soyut bir adam olan Gaius'un bir ölümlü olduğu doğruydu, lakin kendisi ne Gaius'du ne de soyut biriydi. Diğerlerinden, diger insanlardan farklı bir kişiydi o. Anne ve babası, Mitya ve Volodya'sı, oyuncakları, arabacısı, dadısı ve Katenya'sı ile küçük Vanya'ydı. Bu ivan'ın küçüklük ismiydi. Çocukluğun ve gençliğin mutluluklarını, hüzünlerini ve zevklerini yaşamıştı. Gaius Vanya'nın çok sevdiği o çizgili lastik topun kokusunu bilir miydi? Gaius annesinin elini Vanya'nın öptüğü gibi öpebilmis miydi? Annesinin ipek elbisesi, Vanya'nın annesininki gibi hışırdar mıydı? Okulda börekler kötü çıktığında onun gibi isyan etmiş miydi? Gaius da aşık olmuş muydu kendisi gibi? Onun gibi duruşma yürütebilir miydi? Gaius bir ölümlüydü ve ölmek onun için normal bir sey olmalı; fakat benim, bu duygulara ve düşüncelere sahip olan küçük Vanya'nın, Ivan Ilyiç'in ölmesi bambaşka bir olay. Benim ölmek zorunda olmam akıl alır bir iş değil. Ne korkunç bir şey bu! İvan İlyiç işte böyle hissediyordu.
Sayfa 47·Kitabı okudu