Kişinin bilgisi ne kadar kesin ve sağlam olursa, idrakinden aldığı sevinç ve haz da o kadar büyük olur. İnsanın kavradığı ve anladığı varlık ne kadar mükemmelse bu kavrayıştan aldığı sevinç ve haz da o kadar büyük olur.
Ruhlar, gerekli olan şey açısından faydalı olmayan şeyleri bilmek ister. Şeyler "aşırı" bilindiğinde bilgi gerekli olan şey açısından "aşırı" ve gereksizdir; niteliksel olarak faydalı ve gerekli şeylerin bilgisi faydalı ve gerekli olan ölçüyü aştığında durum daha da kötü olur. O halde ruhun bu şeylere olan arzusu, insanın aşırıya kaçma eğilimi, ölçüsüz bir iştah ve ona doğası gereği bağlı olan, ortadan kaldırılması ve bastırılması gereken bir zaaf mıdır yoksa tamamlanması gereken bir şey midir?
Pek çok insanın yaşamının beyhudeliğini ve boşluğunu görmemek için kendini kaptırdığı bu hummanın içinde eşsiz bir sırrın barındığını anlamıştı ve kendi yaşamına da bu yolla zorla bir anlam yükleyeceğini umuyordu; gelgelelim ilk gençliğin yaşamın anlamının değil, bütünüyle çeşitliliğinin peşinde olduğunu unutuyordu tabii.
Fotoğraflar çırpınarak dağılan bulutlar gibi bir bir usulca uzaklaşıyor, çocukluğunun hayallerle dolu umutları soluyor, sisler arasında eriyip gidiyordu. Burası gerçekten Viyana, büyük kent, onca yılın düşü, belki de dik ve beceriksizce harflerle Viyana sözcüğünü ilk kez kâğıdın üzerine resmettiği günden beri özlemini çektiği yer miydi?…….. evleri pervasız maceracılarla, geceleri ise çılgın ve yapmacık arkadaşlıklarla doldurmuştu ve bütün bunları, adına gençlik ve yaşam denen kaynayan bir girdabın içine daldırmıştı.