İnsanoğlu böylesine yozlaşmaya, devam ettikçe özünü kaybedecek ey Tanrım! İnsan sevgiyi unuttukça kahrolacak.. ruhunun dibinde yetiştirdiği onca tutkuyu, hayali, sevgiyi ve bağlılığı ruhunu satıp fidanları kökten biçtiğinde anlayacak aslında kendi toprağını hazırladığını, anlık zevklerin nasıl da bağımlılığına alışmışlar! Varolmayan zevk düşkünüdür, oysa asıl zevk kendini var etmek değil miydi?
Senin yarattığınla var olmazdık biz, insan kendini tanıdıkça, kendini sevdikçe var ederdi kendini, bunu nasıl anlayamadı insanoğlu? Her talihsizliğin sonunda yine de kendini belirleyen sensin bunu nasıl idrak edemez insanoğlu? Şimdi birden fazla kişinin kollarında, heybeti zamana dağılmış şekilde kendilerini mutlu etmeye, heyecanlandırmaya çalışıyorlar. Asıl heyecanın her şey bittiğinde yanında olacağından bihaberler belli ki..
Ruhunu sevmeyenin ruhu olmaz, ruhunu bilmeyen nasıl yaşar dünyanın karanlığında? Dünya döndükçe iyilik-kötülük birbirini tamamlamaya devam edecek, insanoğlu ruhunda savaşı verecek ve iyiliği kazandığı kadar ölümüne kadar var edecek kendini, sevgiyle ektiğin tohumlar yaşamını kurtarmadı mı? Nasıl ihanet edersin şimdi önündeki nimetlere? Bir gün insan ruhunu senin gölgene taşıyınca dek yüceltecek Tanrım!
Onlar seninle yaşamanın ne demek olduğunu bilmiyorlar.
Onlar kendilerini eskici gibi satıyorlar ucuzlara,
Onlar bedeni nesne, ruhu görülmeyen, sevilmeyen sanıyorlar.
Ruhunda savaş vermeyenin ruhu olur mu? Zamanınca kendi kalanın, ruhunu aşka adayanın, tutkularıyla bedenini sarmalayıp dokunulmayacak; yıkılmayacak ağaç bendine sahip olanlar var edecek kendini! İnsanlar için yaşayan değil,
Senin için, kendi için, aşk için, sanat için!
Ah Tanrım, bilmiyorlar ki böyle sürüp gittikçe, çocuklar da masumluğunu kaybedecek ve biz var olanlar arayacağız masumluğu