Songül

Songül
@LeyelilBileed
Yaşadıkların öğretir!
Beni Bekleyen Bir Dağ Biliyorum
Puan vermedi·160 syf.·
2026 12. kitabı
Aras, sadece bir nehir değil. Dışarıdan bakınca durgun gibi görünen, kendi seyrinde akan, mevsimine göre azalıp artan bir su değil. Bastırılan duygunun, göçün, aidiyetsizliğin, kayıp kimliklerin, unutulan dillerin, yüzleşilmemiş acının ve bitmeyen arayışın sesi. Hem kendisinden kaçılan hem de kendisine sığınılan bir annenin kucağı gibi. Bir sınır çizgisi olduğu kadar, hafızanın da taşıyıcısı. İnsanların sustuğu yerde doğa konuşuyor; nehir, dağ, hayvan ve rüzgâr insanın söyleyemediğini dile getiriyor. Aras aynı zamanda güçlü bir bellektir. Bu yüzden kitap göçebelik kadar; insanın kendine, geçmişine ve köklerine doğru yürüyüşünü de anlatıyor. Okurken kalabalığın, hız çağının ve modern hayatın gürültüsünden uzaklaşıp doğa-doğa ve insan-doğa ilişkilerinin en yalın hâliyle karşılaşıyorsunuz. Kent yaşamının insandan eksilttiği şeyler, dağların sessizliğinde yeniden görünür oluyor. Tüm zıtlıklar birbirinin içinde eriyip gidiyor: yaşamla ölüm, aidiyetle sürgün, sessizlikle anlatı, insanla doğa… Saray’ın atı, Aydın’ın koyunları, Duman’ın ölü balıkları, İpek’in halıları, Âşık’ın sazının teli… Hepsi bu coğrafyanın hafızasını taşıyan ayrı birer dile dönüşüyor. Ölü balıklar korkunun, belirsizliğin ve geleceksizliğin simgesine dönüşürken; ağaçlar insana hükmetmeden kurulabilen bir bağın mümkün olduğunu hatırlatıyor. Yaylaklar ve kışlaklar ise yalnızca bir yaşam biçimi değil, insanın yurtla kurduğu en eski ilişkiyi temsil ediyor. Kitap boyunca doğa dekor değil; yaşayan, hisseden ve tanıklık eden bir özne hâline geliyor. Hollanda’nın kalabalığından, modern hayatın ağırlığından ve tüketim çılgınlığından İran’ın sıradağlarına uzanan bu anlatı, aslında insanın içindeki boşluğa ve eve dönüş arzusuna dair epik bir yolculuk. “Beni Bekleyen Bir Dağ Biliyorum”, yalnızca bir coğrafyayı
Ekolojik Bilinç
Beni Bekleyen Bir Dağ BiliyorumSholeh Rezazadeh · Dedalus Kitap · 2025464 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·288 syf.·
2025 47. kitabı
Ezilenlerin Pedagojisi , ilk bakışta eğitimle ilgili bir kitap gibi görünebilir ama aslında derin bir sosyal eleştiridir. Freire, ezilenlerin sadece “bilgiye ulaşması” değil, kendi dünyalarını, korkularını ve güçsüzlüklerini fark etmesi gerektiğini söyler. Buradaki temel fikir: gerçek öğrenme, baskı altında olanın kendi hayatıyla yüzleştiği anda başlar. Kitap bunu sözcüklerden ziyade duygulara hitap ederek gösterir. Okurken şunu hissediyorsunuz: Ezilenler, toplumsal bir gerçeklik tarafından sessizleştirilmişlerdir; onların eğitimle karşılaştığında yaşadığı çelişki, sadece öğrenmenin değil, kendi bilinçlerinin de uyanışıyla ilgilidir. “Bankacı eğitim modeli” dediğinde, aslında hepimizin bir şekilde içinde büyüdüğü bir sistemi tarif ediyor: öğretmen konuşur, öğrenci dinler. Bilen anlatır, bilmeyen yutar. Yani eğitim, bir yatırım hesabı gibi görülür; bilgi birikimi puanla, diplomayla, terfilerle ölçülür. Ama Freire’ye göre bu, insanı öğrenmenin öznesi olmaktan çıkaran bir ilişkidir. Eğitim, böyle kurulduğunda artık bir diyalog değil, bir depolama işlemidir. Ve bilgi, özgürleştirici bir güç olmaktan çıkıp bir iktidar aracına dönüşür. Bu satırları okurken ister istemez sınıf sıraları, beyaz tahtalar, test kâğıtları akla gelir. Ama Freire’nin asıl kastı bundan çok daha geniştir. Bankacı model sadece okulda değil, hayatın her yerinde işler: Anne çocuğuna “ben bilirim, sen anlamazsın” derken… Patron çalışanına “senin işin sadece uygulamak” derken… Politikacı halka “biz sizin iyiliğiniz için karar veriyoruz” derken… hepsi aynı pedagojiyi tekrar eder: itaat pedagojisi. Freire’nin bu eleştirisi, aslında bir özgürlük arayışının ilk adımıdır. Çünkü insan öğrenmek istedikçe, sadece bilgiye değil, dünyaya anlam verme hakkına da sahip olur. Ve bankacı model bu hakkı elinden alır. Bilgiyi bir
Ezilenlerin PedagojisiPaulo Freire · Ayrıntı Yayınları · 20211,533 okunma
Bir tarihin adı:Maria Suphi
Puan vermedi·400 syf.·
2025 44. kitabı
Bakü’den Kars’a: TKP’nin Anadolu’ya Dönüş Kararı 1920 yılında Bakü’de kurulan Türkiye Komünist Partisi (TKP), Anadolu’daki ulusal kurtuluş mücadelesine destek olmak amacıyla Mustafa Suphi liderliğinde bir heyet oluşturulur. Bu heyet, 28 Aralık 1920’de Bakü’den yola çıkarak 18 Ocak 1921’de Kars’a ulaşır. Kars’ta, Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa tarafından karşılanırlar ve burada bir süre bekletilirler. Mustafa Suphi, Ankara’ya gitmek istese de, Ankara hükümetinin talimatı doğrultusunda bu istek reddedilir. Heyet yaklaşık 15 gün kadar Kars’ta bekletilerek yeni bir manevra için zaman kazanılır. Erzurum: Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti’nin Protestoları ya da “halkın hissiyatı”: 22 Ocak 1921’de Kars’tan trenle ayrılan heyet Erzurum’a ulaşır. Burada, Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti tarafından örgütlenen kalabalık bir grup tarafından protesto edildiler. Malzeme zengin elbette; vatan, din, namus, kadınlar… Bu protestolar sonucunda Erzurum’a sokulmayarak dekovil hattı ile sevk edildiler. Türlü hakaretler, taşlı sopalı saldırlar göstermelik bir şekilde savuşturulur. Heyet, Ankara’ya gitmekte ısrar etse de, “halkın tepkisi” gerekçesiyle Trabzon’a gönderilmek zorunda kalırlar. Karabıyık Köyü ve Zorlu Dağ Geçişleri: Heyet, Erzurum’dan sonra Karabıyık köyü üzerinden zorlu bir yolculuğa başlar. Kop Dağı’nın fırtınalı yollarında ilerlerken, Bayburt ve Gümüşhane’de halkın taşlı ve sözlü saldırılarına maruz kalırlar. Bu bölgelerde konaklama ve yiyecek temin etmeleri engellenir. Yolculuk sırasında, dağ başındaki bir karakolda gecelemek zorunda kalırlar. Maçka ve Yorgaki Otel’deki Son Gece: Heyet, Maçka’ya ulaştığında Karadeniz’deki fırtına nedeniyle burada bekletildiler. Yorgaki Otel’de geçirilen bu son gece, onların Anadolu’daki son durakları olur. Bu süreçte, Trabzon’a
Politika-Siyaset-Sosyoloji
Maria Suphi: Bir Direniş ÖyküsüKenan Karabağ · Tekin Yayınevi · 202139 okunma
Dünyanın Bütün Karıncaları
10/10
·80 syf.·
2025 16. kitabı
Eski Zaman Türküsü 'nden sonra Cabir Özyıldız kaleminin ustalaştığı, benim de çok severek okuduğum ikinci kitabı #k:473611. Okurlara Adana'dan sesleniyor fakat kişisel değil toplumsal bir hafıza yaratma izlerini sürüyor. Kitap sanki hakkında konuşulamaz da, daha çok hissedilir duygusu yarattı bende. Anlam yüklü derinlikli bir dil kullanan yazar yine sade, abartıya kaçmayan betimlemelerle alabildiğine gerçek, toplumun ve hayatın ta içinden yazmış. Kaybı, yokluğu, yalnızlığı, hayatın geçici doğasını, duygusal iyileşmeleri, insan ve toplum ilişkilerini, içsel arayışları... Ne ararsan var, türündeki öykülere sıfır noktasından başlamış yine. Kitap on öyküden oluşuyor. Başlıyor ama bir türlü bitmiyor, biterse haksızlık olacak gibi bir his kaplıyor içinizi. Yine de naçizane birkaç tanesi hakkında bir şeyler karalamak geldi içimden. Ne inceleme ne de analiz; olsa olsa kitapla ilgili duygularımı, düşüncelerimi paylaşmak diyebilirim buna. İlk öykü ''Başlangıçların Annesi'' yarası geçmişte, dünde kalan değil, 21. Yüzyıl da hala kanayan, insanlığın utanç vesikası Filistin'e dair. İçinde sıkça Mahmut Derviş'e selam göndermelerin olduğu; Gassan Kanafani'nin, Leyla Halid'in acı, kan ve gözyaşıyla yoğrulan yurduna, zaman ve mekândan bağımsız alıp sizi Filistin topraklarına götürüyor. Kader değilse de keder birliğinden nasibinize düşeni alıp çaresizce boynunuzu büküyorsunuz Ebu Mahmut'la, Ebu Ali Mustafa'yla...Çünkü siz de iman etmişsiniz buna, ''Yaşamayı hak eden bir şeyler var bu dünyada''. Hele ''Buzdan Tuğlalar'' öyküsünde bir cümlecik vardı ki, onalarca sayfaya bedel: ''herkes önüne, o içine döndü''. Doğduğu günden itibaren kadın ve kadına biçilen toplumsal roller, alnına yazılmış bir kara yazı durumunda. Susmalarımız, dalmalarımız; kendine hangi sonu hazırlamakta bile kararsız kaldığın o
Dünyanın Bütün KarıncalarıCabir Özyıldız · Vacilando Kitap · 202568 okunma
Kahire Modern
Puan vermedi·216 syf.·
2025 1. kitabı
Kahire’nin toplumsal yapısı ile karakterlerin psikolojik yapısı arasında doğrusal bir ilişki kurulduğu için toplumsal ve psikolojik bir roman diyebilirim. Kitap, bireyi toplum, toplumu da birey olarak görebileceğimiz bir fotoğraf karesi gibi Yazar, Kahire’nin sosyal dokusunu, bürokrasideki yozlaşma ve zenginleşmeyi, sınıf atlama tutkusunu, toplumsal sorunları, eşitsizlik ve adaletsizliği kitapta odak noktası yapar. Tema ağırlıklı olarak: Modernleşme ve değişim, kimlik ve varoluş sancıları, toplumsal baskı ve geleneksellik olarak ağır basmaktadır. Birbirinden farklı düşünen 4 üni genci, dönemin kahiresinde belirleyici olan farklı düşünce yapılarını temsil ediyor gibi. - Ali Taha gibi özgürlük ve eşitlik yanlısı sosyalist bir düşünceye sahip. Kadın erkek eşitliğini savunuyor, toplumsal bilince sahip, idealist bir genç. Erdem ve prensipler için dine ihtiyacın olmadığını, aklın bunlar için yeterli olacağını düşünüyor. - Memun Rıdvan ise geleneksel din anlayışına sahip, başarı hırsı yüksek ve mükemmellik saplantısı olan biri. Toplumun içinde bulunduğu durumu Allah’ın emirlerinden sapması olarak görür. Sosyalizme karşılık İslam’daki zekat kavrama vurgu yapar. - Gazeteci ve Mahcub kapitalist diyebileceğimiz insanlar. Para hayatının merkezinde, konforlu yaşama giden her yol mübahtır. İhsanla evlenme konusunda yaşadığı kısa tereddüt anında bunu görüyoruz. Toplumsal değerler ile para arasında tercih yapmak zorunda kalırsa parayı seçiyor. Mahcub sadece kapitalist değil, ne zaman ahlaki veya geleneksel dayatmalarla karşılaşsa “peh “ diyerek savuşturmaya, anı kurtarmaya çalışan, duruma ve ortama göre hızlı değişen bir yapıya sahip.Ciddi anlamda psikolojik açmazları var. Düşük ekonomi, ailede gördüğü şiddet ve kabul görülememe gibi kompleksi var. Bu anlamda inanılmaz derecede
Tarih ve Siyaset
Kahire ModernNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2021404 okunma