Bu kitapla ilgili birinin söylediği bi cümle aklımda takılı kalmasına sebep olmuştu. Çok ağır bi kitap demişti. Elime geçince nedir yani deyip okumaya başladım. Gerçekten bittiğinde içimi kasvet bürüdü. Kitap girdap gibi içine çekiliyorsunuz ve hep aynı olayların içinde isimleri aynı ama aynı soydan farklı aile bireylerinin en dayanıklılarının bile içinden çıkamadığı, gerçek mi palavra mı anlaşılmayan garip olaylar silsilesi içinde dönüp duruyorsunuz. Bu kitabı tek duygu ile anlatacak olsam kasvet derdim. Koca bi ailenin içinden çıkamadığı baş edemediği kasvetli bi yalnızlık.
Aile bir arada kalsın diye Ursulanın yaptırdığı o koca evin her köşesine sinen, verdiği usançla beslenip büyüyen bitmeyen yalnızlık. İnsanın atalarının yükünü taşıması ne büyük yük. Bilmemek daha iyi ben öyle karar verdim. Büyük büyük ninemin acılarını da bilmeyeyim. Bazen aklıma gelir rahmetli beni sevmeye gelirmiş şeker vermeden öptürmezmişim. İyi kadınmış rahmetli. Ona dair kendime kızıp onun için üzüldüğüm tek anı bu. Daha yenilerde aklıma geldi ve hakkında ne az şey biliyorum dediğim büyük ninem seni de bilmesem daha iyi. Her bi üst soyun anlatıla anlatıla kalıplaşmış acılarını da diriltmeyelim. Gömelim gitsin kendi hayatlarımız yeterince zor daha ne.
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma
İnsanlar işlerini severek ve huzur içinde yapıyordu çünkü kimse onları en kısa sürede en iyi işi yapsınlar diye sıkıştırmıyordu. Herkes her şeye dilediği kadar vakit ayırıyordu. Çünkü artık bol bol zamanları vardı. (Alıntı)
Bu kitapta çizilen kötü senaryodan daha kötü hayatlar yaşıyor olmamız ne üzücü. Bizden çalınan öyle çok şey var ki en kötüsü de zaman çünkü geri getirilemez. Duman adamlar da tüm insanların içindeki nefis aslına bakılırsa. En kıymetlimiz zamanımızı üç kuruş beş kuruş her neyse satıp karşılığında zaten az kalan vaktimizi harcadığımız değersiz şeyler satın alıyoruz.
Ben de zaman zaman iş yoğunluğumun arasında en kıymetlilerime harcayacak vaktim kalmadığı gerçeğiyle yüzleşince çok acıyorum halime. Çok bahanem var. Gençlikte çalışılırmış, herşey onlar içinmiş, çalışmasam ne yapacakmışım en azından vaktim nakte dönüşmüşmüş… Çalışmanın azı da çoğu da zarar. İnsan bir şekilde o orta yolu bulmalı ama dönen çarkı kim durduracak. Alışmışlığın güvenli Koza’sı daha sıcak daha bilindik olduğu için vazgeçilmiyor. Velhasıl böyle gelmiş böyle de gidiyor.
Bu yoğunlukta kendine bile zamanı kalmayan, kimseyle ilgilenmeyen, kimse için vakit ayırmadığı için kimseyi tanımayan, tanımadığı için de sevmek ya da sevmemek gibi herhangi bi duygudan uzak moron gibi hayatlar yaşıyoruz. Yaşadığımızı sanıyoruz ona üzülüyorum. Buna yaşamak denir mi bilinmez. Her şeyin makineleştiği, insanın da kendi yarattığı bu düzende sıkışıp kaldığı ruhsuz, mutsuz hayatlara hapsolduk.
Tüm bunlara sonunda değecek mi bilmem. Büyük ihtimalle değmeyecek. O son an geldiğinde hayat film şeridi gibi gözümüzün önünden akıp gittiğinde iyi ki dediğimiz çok şey biriktirmiş oluruz umarım
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,3bin okunma