Söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını
Yeniden bir Nil olup taşar mıyım çöllere
Kim giydirir başıma tacını nihayetin
Kim takar bileğime hürriyet künyesini
Karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle.
Yine de,bırakamam yerlere gururumu
İstemediğim yeri usulca terk ederim
Hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
Mahzun bir derviş gibi, boyun büker giderim...
Nurullah Genç
İbrahim
İçimdeki putları devirdim,
Ama sızı dinmedi.
Balta elimde,
Gönlüm yangın yeri.
İbrahim
Benim gönlümü yakan ateş,
Onun bir yudum suyuyla sönecekken
Gidip Nemrut'un sofrasına,
Cenneti döken kim?
Nemrut kadeh kaldırdı,
Alevler şaha kalktı,
Gönül yanarken,
Nemruda abh-ı hayat veren kim?
O mu ?
Dost bağında,
Beni ateşe atan?
O mu?
Zalimin kadehini dolduran.
İbrahim söyle,
Serin ve selamet nerede?
Beni yakıp, onu güldüren kim?
Onun suyu haram mı?
Nemrudun şarabı helal mi?
İbrahim bu yangını görüp de,
"Ben yıllardır bu konuda çok şey öğrendim. Bir kadın o gün çok güzelse, mutlaka seviliyordur. Sevilmenin ışıltısı yansır yüzüne. Bu sefer Nalan'ı seven başkası değil, kendisi. Ufak, ufak daha ben bir şey söylemeden kendisiyle barışmaya başlamış."