*TURAN: Türkiye'deki kültür hayatını, Türkiye'de özellikle üniversitelerin bilime gösterdiği değeri nasıl yorumluyorsunuz? Türkiye'deki bilim tarihini incelediğiniz zaman nasıl bir tablo ile karşılaşıyorsunuz?
*SEZGİN: Türkiye'de bir gelişme var. Türkiye'de üniversitelerin sayısı çoğaldı. sayı mühim fakat biraz kaliteye, derinliğe dikkat edilmediğine şahit oluyorum ve bunun temenni ediyorum, yani üniversitelerimiz zayıf ve maalesef Türklerde Batı dillerine yani dil öğrenmeye karşı bir kompleks var. Bu yıkılmalı bunu bertaraf etmek lazım. Avrupa'da İngilizce konuşmayan bir üniversiteliyi tasavvur edemezsiniz ama bizde maalesef dil bilinmiyor, dil kompleksi var. sonra başka bir şey var... Maalesef ben ilkokul üçüncü sınıftayken hangi bakandı, bilmiyorum, Türk mekteplerinden grameri kaldırdı. bana dedi ki babam: "sarf-ı Türkî'yi öğreteyim sana" o zamanlar gramere sarf-ı Türkî'yi derlerdi. Bugün belki bilimler tarihçisi olabilseydim babamın sarf-ı Türkî'yi öğretmiş olmasının çok büyük etkisi vardır. eğer o Alman Ritter'in ilk derslerini anlayabildiysem belki ben de biraz gramer düşüncesinin gelişmiş olmasının payı vardır. Türklerin gramer bilgileri yok, o yüzden dili öğrenemiyorlar, bazen iyi konuşuyorlar fakat yazamıyorlar. bu bizim milletimizin önemli problemlerinden biridir.
*TURAN:Bir de, "Amerika'nın keşfi Kristof kolomb'dan önce müslümanlar tarafından gerçekleştirildi." diyorsunuz, yoksa bu da mı gazetecilerin sözü?
*SEZGİN: Hayır... Evet, onu söylüyorum. Müslümanların bir haritasını da buldum. çok mühim bir harita... Bu hususta internette Almanca ve İngilizce olarak görüşlerimi ihtiva eden otuzar sayfalık bir yazı var. Onu kitabın 13. cildine de soktum. Bunun Türkçe özeti de hazır. Bu, geçen sene, İstanbul Teknik üniversitesi'nde verdiğim bir konferanstan ibarettir. Bir de Arapçası vardır. Bütün delilleri orada vermeye çalışıyorum, haritalar veriyorum. Ayrıca Kahire Üniversitesi'nde verdiğim bir konferansda daha var bu hususta... Evet, esasında Amerika'ya gitme meselesine Müslümanlar 10. yüzyılda başladılar. Bu hususta tarihi kayıtlar var. bunlar döndüler, bazen dönemediler. O hususta da birçok kayıt var. O mühim değil esasında. insanlar yüzlerce defa Amerika'ya tesadüfen gittiler. Bakın Müslümanlar yalnızca şu hedefle gidiyorlardı: Büyük Okyanus'un öte tarafına ulaşmak. Atlas okyanusu'nu bilmiyorlardı. Bu gayretle birçok çıkış yaptılar, dönmediler. Mühim olan Amerika haritasının bir kısmını ilk olarak yapmaktır, yapmış olmaktır. bunu ilk yapan insanlar 15 yüzyılda Müslümanlar oldu. Ona yüzde yüz inanıyorum. onu ispat etmeye çalışıyorum, o yazımda. Kristof Kolomb Müslümanların yapmış olduğu haritaya dayanarak ki, onun tarihçesi de bir harita ile yola çıktığını yazıyor.
*TURAN: Hocam burada belki bir açılım olur. Bir röportajınızda diyorsunuz ki: "Doğu olmasaydı, Batı olmazdı"
*SEZGİN: Ben böyle ben böyle bir şey söylemedim, yanlış yazılmış.
*TURAN: size atfedilen buna benzer bir söz daha var. diyorsunuz ki: "Batı medeniyetinin temelinde Yunan değil İslam medeniyeti var"
*SEZGİN: bu da gazetecilerin sözü ama bana da biraz uyuyor. ben şu neticeye vardım: Müslümanlar miladi 7. yüzyıldan itibaren bilimleri Yunanlılardan, Hintlilerden aldılar. Müslümanların bir meziyeti vardı. O alışların Hristiyan olsun, Yahudi olsun, ne olursa olsun insanları hoca olarak kabul ettiler. Müslümanlar onlardan süratli bir şekilde öğrendiler. İki yüzyıl sonra Müslümanlar bu ilk merhaleyi, yani başkalarından almayı geride bırakarak yaratıcı olmaya başladılar. Hatta Müslümanlar onlardan bilgiyi alırken, hocalarının faziletlerini hiçbir zaman unutmadılar, onu söyleyeyim. Müslümanlar evvela yaratıcı oldular. Bu 800 yıl sürdü miladi 850 yılından itibaren 16. yüzyılın sonuna kadar Müslümanlar ilimde mütemadiyen yeni şeyler keşfettiler. yeni ilimler kurdular, eski ilimleri geliştirdiler ve ileride kurulacak bazı bilimlerin temellerini attılar. ondan sonra ilimler tarihinde önderliklerini yavaş yavaş kaybettiler. Bugün Avrupa'daki bilimler İslam bilimlerinin bir başka coğrafyada değişik tarihi şartlar içerisindeki devamından ibarettir, diye tanımlıyorum ama bugünkü Avrupa'da, Batı'da gelişeni yabancı bulmuyorum. bizim akrabalarımızın geliştirdiği safha olarak kabul ediyorum. oradaki bilgiyi yabancı bulmadığım için bende bir aşağılık duygusu da yok onlara karşı. Aksi takdirde ben bu 13 cildi yazamazdım. Bir müslüman iyi şartlar içerisinde çok iyi çalışabilirse, çok büyük neticelere varabileceği inancı var bende. onun için milletimden, Türk milletinden, Müslümanlardan
*TURAN:hocam affınıza sığınarak şunu izah etseniz;bu müze veya bu modelleri yapmanızın amacı ne? İnsanlar müzeye gidip o aletleri gördüğünde neyi anlayacak?
*SEZGİN: evvela 13 ciltlik İslam Bilimler Tarihi'ni yazdım. bunu birçok insan okuyor. bazen bir kısmını okuyorlar bazen tamamını. kabul ediyorlar veya etmiyorlar. kitabımın insanlar üzerindeki tesirini öğrenemiyorum. fakat müzeyi kurduktan sonra baktım aletleri bizzat görmek, onların çalışmasını görmek insanları büyülüyor adeta. şu kadarını söylüyorum... bakın dün o Frankfurt'taydım ve Berlin üniversitesi'nden bir profesör geldi asistanıyla birlikte. kendisi bilimler tarihçisi değil. benim 5 ciltlik kataloğumu görmüş. optik cildini okuduktan sonra bu senenin sonuna doğru "İslam'da optik" konulu bir kongre düzenlemeye karar vermiş. beni haberdar etti. bana bir mektup yazdı. "her şeye rağmen hâlâ ümidimi kesmeyeceğim, size geleceğim" dedi ve geldi. çok sempatik bir adamdı. asistanlarımdan birine müziği gezdirmesini söyledim. İki saate yakın müzeyi gezdikten sonra bana geldi, dehşete düşmüştü. Ben, kataloğuma rağmen bunların ona bu kadar tesir edebileceğini zannetmiyorumdum, tahmin etmiyordum. müthiş heyecanlanmıştı. Bu, 65 yaşına girmiş akıllı Bir profesörün heyecanı bu zannedersem size birçok şeyi ifade eder.