Beşiktaş’a geldiğimizde hikâyesini anlatmaya başladı. Bu semtin insanın içindeki yarayı açıp göstermesine, içindekini dökmesine sebep olan bir yanı var; kalbinin orta yerinde büyük bir yangın olanların içini döktükleri tek yer burası.
Bir dahaki sefere beni de çağır, birlikte ağlayalım.
Tek başına ağlayan kadınları daha ne kadar kaldıracak bu yorgun, bu yaşlı, bu bütün kötülüklerden beli eğilmiş, bu dizleri üzerine çökmüş, bu hor ve kaba kullanılmış dilsiz dünya? Sahi bu dünyanın bir dili var mıdır? Bunca dilin konuşulduğu dünyanın dilsizlik sancısı.
Tek başına, içini çeke çeke ağlayan; kendini tutmak isteyip de tutamayan, gözlerini silerken ellerine göz kaleminin siyahı bulaşmış, karşısında biri varmış gibi gözlerini sabit bir noktaya dikip öylece bakakalan kadınların sızısıyla kararıyor gökyüzü. Bu kapalı gökyüzü, yaz günü içimizi saran kasvet, bu kimsesizlik hissi.
İnsan gökyüzüne bakınca hissedebiliyor yakınlarda bir yerlerde tek başına ağlayan kadınların varlığını. Kuşların uçuşundan, bir çocuk parkı ıssızlığından. Bir şeylerin yanlış gittiği duygusu; ajansların geçmediği, kalbimizi meşgul eden, aklımızı yoran.
Tek başına ağlayan kadınlar. Dünyanın kırık kalbi. Dünyanın dip boyası gelmiş saçları. Dünyanın rutubetli duvarları. Sadece nakaratını hatırladığımız o eski şarkılar.
Bir dahaki sefere söyle, birlikte ağlayalım.
Yoksa hep uçurum. Vertigo var bende söylemiş miydim? Orta kulak, ani kalkış, stres, şu bu. Başım dönüyor. Bak geçmiyor başımın dönmesi. Dünya ayaklarımdan kayıyor. Dünya içinden atıyor beni her saniye; dünya kusuyor. Bir pislik gibi yuvarlanıyorum orospu çocuklarının ayaklarının dibine. Osman Abi’den çalarak söyleyeyim; orospuları ve çocukları tenzih ederim.
Güzel bir kadın, tırnaklarını kalbinize geçirip kanatıncaya kadar bastırsa da güzel bir kadındır. Güzel bir kadın, hayatınızdan bir ânı acıtarak koparsa da güzel bir kadındır. Sizi bir uçuruma sürüklese de güzel bir kadın sadece güzel bir kadındır ve ötesinin bir anlamı yok.