Orhan Kemal’in Tersine Dünya adlı romanı, bilinçli bir rahatsızlık duygusuyla ilerliyor; yer yer gülümsetirken, çoğu zaman mideyi bulandıran bir yüzleşmeye zorluyor. Romanı okurken yaşanan zorlanma,
Çok uzun zamandır bir gün icinde kitap bitirdigimi hatırlamıyorum. Bırakamadım elimden. Derda ile Derdâ' nın hikayesi. Tabiki hayatın en acı hallerini anlatması yetmiyormuş gibi bir de daha acımasızca kalbine saplayan Günday'in kalemi. Tesadüfler Türk sineması tadında değil. "Yok artık" gibi değil. "Bu kadarı da olmaz" gibi degil. Zaten olması gerektiği gibi. O mucize gibi tesadüfler olmasa olmazmış gibi. Oğuz Atay esintisi ise kitabın en güzel rüzgarı. Çünkü bazı insanlar kitapta da anlatıldığı gibi sadece Oğuz Atay'ın yanında ağlayabilir. AZ en güzel "Çok" olmuş. Çok sevdim ve tabiki her sevginin getirisi ile Çok ağladım.
“Oturduğunuz perdenin arkasından bütün taliplilerinize şunu sorun:’Bana ne getirdin?’Bu soruda sizin düşleriniz ve gelenin düş gücü saklıdır”
O kadar farklı karakterle ne güzel empati yapılmış ne kadar derinlerine inilmiş ademoğlunun... geç tanıdım,kaybetmeyeceğim
Şeker Portakalı’nı bugüne kadar okumamış olmak da benim ayıbım olsun Zeze. Çok güzeldin su gibi aktın gittin. Hayal gücüne yetişebilmek için dünyaları vermek istiyor insan tabi ki kalbine de ... Kimi insanların ölmesi ne kolaydı. Lanet bir trenin gelmesi yetiyordu. Benimse gökyüzüne gitmem ne kadar zordu. Gitmeyeyim diye herkes bacaklarıma yapışmıştı ...