Kadınlar kötülüğün sesini çok uzaktan duyarlar. Adımlarını hızlandırıp kaçmaya çalışırlar önce. Sonra bir an gelir. Tuhaf bir an. Artık kaçamayacaklarının farkına vardıkları o an. Çaresizliğin farkına vardıkları ve kabullendikleri o meşum an. Kedilerin ölmek için bir yerlere gidip beklemesi gibi, uygun bir yerde durup, adım adım kendilerine yaklaşan kötülüğü beklemeye başlarlar. O ölümcül kötülükten başkaları zarar görmesin diye de etraflarında duran sevdiklerinden uzaklaşmışlardır. Kapkara, kan kırmızısı mı demeliyim, kapkara olsun, kapkara kötülüğü yapayalnız beklemeye koyulurlar.
Ben de her kadının daha güzel olmak isteyeceğini sanıyordum. Ya da çoğu kadının olduğundan daha güzel görünmek için hatırı sayılır miktarlarda para ödemeyi göze alacağını düşünüyordum diyelim. Sonradan bir şey daha öğrendim ki daha güzel görünmek için ödenecek bedellerin çok daha ağırını, sahip olduğu güzelliği yüzünden ödemek zorunda kalan yaralı kadınlar var. O kadar ağır bir bedel ki parayla pulla filan da ödenemiyor; kanla, gözyaşıyla, hüzünle, acıyla ödemekten başka çaresi yok.