Ben yalnızca kıskanç değil, kibirli ve mağrurum da. Hayatımı, kendi yaşamsal faaliyetleri dahilinde ve dolaylı olarak kendi gerçek sömürü hikâyeleriyle beslenen kocamın ellerine teslim etmeyeceğim. Haklı olarak onunkinden ayrı ve onun saygı göstereceği, kendime ait bir alana sahip olmalıyım.
Neden başkalarının zevk aldığı ve kanıksadığı şeyler beni huzursuz ediyor? Neden bu kadar takıntılıyım? Bu kadar merhametsizce içine çekildiğim şeyden neden nefret ediyorum? Neden, müşfik, erotik bir karanlıkta yatağa girip, gecenin içinden kendime tembel tembel gülümseyip, "Günün birinde doğru yolda ilerlersem, fiziksel ve zihinsel doyuma ulaşacağım..." demek yerine neden geç saatlere kadar, içimdeki ateş sönene, zihnimi soğuk çıkarcı düşüncelere sevk edene dek ayakta oluyorum?
Ama kadınların da arzuları vardr. Kadınlar neden duygu bekçisi, bebek bakıcısı, erkeğin ruhunun bedelini ve gururunu besleyicisi konumuna indirgenmeli ki? Bir kadın olarak doğmak benim korkunç trajedim. Ana rahmine düştüğüm andan itibaren bedenimde penis ve testisler yerine göğüsler ve yumurtalıklar tomurcuklandırmaya; tüm eylem, düşünce ve duygu çemberimin kaçınılmaz kadınsılığımla kesin bir çizgiyle sınırlandırılmasına mahkum edildim. Evet sahnenin dinleyen, kaydeden, isimsiz bir parçası olmaya duyduğum yıkıcı arzularım, hepsi ama hepsi; yol işçileri, denizciler ve askerlerle meyhane müdavimleriyle hasır neşir olduğum, kız olduğum, daima taciz ve tecavüz tehlikesi altındaki bir dişi olduğum gerçeğiyle yerle bir oluyor. Erkeklere ve onların hayatlarına duyduğum ilgi, onları baştan çıkarma arzusu ya da cinsel birliktelik davetiyesi olarak yanlış yorumlanıyor. Fakat Tanrım ben herkesle elimden geldiğince derinlemesine konuşmak istiyorum. Açık bir arazide uyuyabilmek Batı'ya sevahat edebilmek, geceleri özgürce yürüyebilmek istiyorum...
Bir cazibem, özgüvenim vardı. Bașta böyle solgun, ağırbaşlı ve donuk bakışlı değildim ben de. Celia Amberley'de kızın, "Eğer beni öperse, her șey yoluna girecek; yeniden güzel olacağım," dediğinde ne demek istediğini șimdi anlıyorum. Önce görünüşümle büyülenecek bir erkeğe, herhangi birine ihtiyacım var - Emile gibi birine. Sonra hemen yanımda, şuracıkta olacak gerçek birine ihtiyacım var, en kısa zamanda. O zamana kadar yolumu kaybettim diyebiliriz. Anlıyor musunuz? Bir yerlerde, biri, beni azıcık da olsa anlıyor mu, azıcık da olsa seviyor mu? Bütün çaresizliğimle, ideallerimle, her şeyimle hayatı seviyorum. Ama bu çok zor ve öğreneceğim daha çok, çok șey var. Galiba zaman zaman deliriyorum.