Tutulmayacak olsa da, beni hatırlayacağına dair bir söz istiyorum. Neden mi? Çünkü ben bir anda büyüdüm. Ve sen cok gençsin. Ben hatırlanmak, tutunmak ve biraz olsun tadını çıkarmak istivorum. Geleceği düsünmeden. Çok yakında mesafe bu tuhaf yakınlıktan çok daha belirgin olacak. Ve ben, Al'in dediği gibi (ya da makul kıldığı gibi) bizim birlikte olduğumuz kısacık zaman aralığına dair yanılsama ve hayalleri öldürmeyeceğim. Tutku yok; yalnızca biraz acı. Başka görüşme yok; kısa ve temiz bir ölüm. Yaz bitti; sen, genç sevgili ve ben, daha yaşlı, bilmiş kadın. Fakat, Tanrım, o gencecik, ince yüzün ve bedenin ve her șeye eren aklın! Daima seni görüyorum küçük, geceleyin yarışan alçak, kırmızı renkli M-G arabanda ve güneşin alnında, masmavi gökyüzüne karşı dimdik, mağrur dururken -seni ideal bir kıza bırakmak için bırak senin için bunu yapayım!
"Her şey aynı ama farklı."
Bir paradoks daha. Birbiriyle alakasız ve birbirini tutmayan iki sıfat, aynı anda evrene atfediliyor. Ve bu ifade insanın icine uyandığı ve kendine ait olduğunu söyleyebileceği bir şeye dönüştürmek için ise kovulduğu, kendini tekrar eden ve çok değişken evrene dair eşsiz bir kavrayıştır. Hepimiz insanız ama aynı olduğumuz kadar farklıyız da benzediğimiz kadar aykırıyız. Bu zıt sonuçlar sayesinde bir şeylerin farkına varıyoruz: Soğuğu tecrübe ederek sıcağın; neyin kötü olduğuna karar vererek iyinin; nefretle aşkın.