Orijinal metin:
"Zira evza-ı lugaviyye ancak maanı-i mütearefe için olmağla mütearef olmayan bir mana zuhur ettikte andan kolaylıkla an/aşılacak bir tabir ile ıstılah etmek adat-ı irısaniyyedendir."
Günümüz Türkçesi:
“Çünkü dildeki kelimeler, ancak bilinen anlamları için kullanıldığında, bilinmeyen bir anlam ortaya çıktığında, onu kolayca anlaşılır bir şekilde ifade etmek, insanın alışkanlıklarındandır.”
Orijinal metin:
"İşte bu suretle ashab-ı tasavvuf sair ehl-i şer'in bilmediği böyle bir nev'i ilim ile mümtaz oldular ve bu cihetle ilm-i şeriat iki sınıf oldu."
Günümüz Türkçesi:
“Böylece tasavvuf ehli, diğer şeriat bilginlerinin bilmediği bir tür ilim ile farklılaştı ve bu nedenle şeriat ilmi iki sınıfa ayrıldı.”
Orijinal metin:
"Bir sınıfı fukaha ve ehl-i fetvaya mahsustur ki ibadet ve adet ve muamelatta olan ahkam-ı ammedir."
Günümüz Türkçesi:
“Bir sınıf, fıkıh alimlerine ve fetva verenlere aittir; bu sınıf, ibadet, günlük yaşam ve toplumdaki genel hükümlerle ilgilenir.”
Orijinal metin:
"Ve sınıfı diğeri ashab-ı tasavvufa mahsustur, ki bu, mücahedeye ve muhasebe-i nefse kıyam ile tarıkı mücahedelerinde arız olan zevk ve vecdlerde ve bir zevkten zevk-ı ahara terakkınin keyfiyetinde ve bunlara dair beynlerinde de deviran eden ıstılahatın şerhinde kelamdan ibaret olarak."
Günümüz Türkçesi:
“Diğer sınıf ise tasavvuf ehline aittir; bu sınıf, nefisle mücahede ve kendi iç muhasebesi sırasında ortaya çıkan manevi zevk ve vecd hâllerini, bir hazdan diğerine geçişin niteliğini ve bu durumlarla ilgili terimlerin açıklanmasını, sözlü olarak işler.”
Orijinal metin:
"Vakta ki ulum ve fünun sudurdan sütura nakl ile fıkıh ve usul-i fıkıh ve ilm-i kelam ve tefsir ve ulum-ı saire te'lif ve tedvin olundıyse bu tertibatın ricali dahi kendi tarafklerini keş’ide-i simt-ı te'lif
Sufiler fıkıhçıların yolunu beğenmiyorlardı, bunun için İslamı asıl kendilerinin doğru anladığını ve uyguladığını iddia ederek "ilm-i tasavvuf' diye yeni bir ilim sahası icad ettiler. İbni Haldun, tasavvuf ilminin çıkışında esas gayenin Sufilerin kendi aralarında kullanılan terimlere vazıh birer mana kazandırmak olduğunu, sonradan ilmin yazılı kitaplar haline dökülmesi üzerine Sufilerin de kendi ilimlerine ait kitapları yazdıklarını söylüyor.
Herkesin namaz kılması, oruç tutması, zekat vermesi, hukuki münasebetlerinde Kur'an ve Sünnet'den çıkarılmış kaidelere uyması cemaat şuurunun başlıca dayanakları idi. Sufilerin bu alışılmış benzerlikleri değersiz kılacak, dolayısıyla onları ortadan kaldırabilecek bir tefsir yoluna gitmeye kalkmaları, cemaatin şiddetli tepkisiyle karşılaşacaktır. Nitekim öyle oldu ve Sufiler kendi doktrinlerinin İslam'a uygunluğunu ispat etmek zorunda kaldılar. Bunun için her şeyden önce Sufi doktrininin açıkça vaz edilmesi gerekiyordu. İşte bugün bizim kaynak olarak kullandığımız klasik tasavvuf kitapları böylece ortaya çıkmaya başladı.