İnsanın insan olarak sahip bulunduğu ortak özelliklerden doğan birtakım neticeler vardır ki bunların başkalarından kopye edilmesi gerekmez. Mesela din olayının bir yerde doğup oradan yayıldığını söyleyemeyiz; dini düşünce evrensel bir olaydır.
Muhyiddin İbni Arabi ve onu takip edenlere gelince, bunlarda Filon'un ve Plotinus'un tesiri o kadar kuvvetlidir ki, bu tesirin zaman zaman İslam'ın orijinal kaynaklarına hakim olduğu görülür.
İslam tasavvufunun birinci devresi zahidler zamanıdır ve bu devirde mistik düşünce hareketine gerçekten rastlanmaz. Ancak ikinci devre denilen ve vahdet-i vücudcu mistiklere k(ldar olan zamanda Yeni-Eflatuncu düşüncenin tesiri açıkça bellidir; esasen bütün felsefi düşünce sahasını saran bir doktrinin süfl entellektüellerine kadar varmaması kaabil değildir. Fakat bu tesirlerin Muhyiddin İbni Arabı'ye gelinceye kadar İslamiyet'in ana çerçevesini zorlamayacak şekilde özümlendiğini, dolayısiyle karşımızda orijinal bir İslam tasavvufunun bulunduğunu söyleyebiliriz. Şeriate en fazla bağlı kalan, yani İslam düşüncesi çerçevesinden çıkmamaya fevkalade dikkat eden Gazalı'de bile Plotinus'un tesirini taşıyan birçok temalar vardır.
Yeni-Eflatuncuların son sığınağı Atina'daki Akademi idi. Fakat Hıristiyanlığın kat'ı zaferi üzerine bu akademi kapatıldığı zaman, içlerinde Damascius'un da bulunduğu yedi profesör İran'a göç etti. Orada Yunan ilim ve felsefesinin büyük hayranı olan Husrev tarafından çok iyi kabul gördüler (532), fakat bir yıl soma geri döndüler.
İlk İslam filozoflarının eski Yunan filozoflarına ait fikirleri birer felsefi doktrinden ziyade aynen hakikat olarak gördükleri düşünülürse, Plotinus'un pek büyük bir tesir yapınış olması (üstelik Aristo adı altında) beklenir. Bu tesiri en çok Farabide görürüz.