O tarife sığmaz. Tanrı kainatın yaratıcısıdır; her şey ondan derece derece sudur ederek çıkmıştır. Bu sudur tıpkı bir kaynaktan ışığın çıkması gibidir. Işık ve• ren kaynak kendi varlığından birşey kaybetmez; ayrıca ışık hem onun eseri ( ondan çıkmış), hem ondan ayrıdır. Tanrı tıpkı ışık saçan kaynak gibi, yine hep ayni mükemmellik ve ayni varoluş seviyesindedir. Fakat ışık, kaynaktan uzaklaştıkça nasıl derece derece zayıflar ve nihayet mutlak karanlığa varırsa, Tanrı'nın kudretinin birer parçası demek olan varlıklar da derece derece ondan uzaklaşır, yani gitgide Tanrılık cevherine daha az sahip olurlar.
İnsan ilahi kaynaklı bir ruha sahiptir. Bu ruh onun bedeniyle tezat teşkil eder. Ruhun gayesi, ilahi ruh gibi temiz ve saf bir hale gelmek ve onunla birleşmektir. Bedenden kurtulmanın yolu onun arzularından sıyrılmaktır. Maddenin hiçbir kutsiyeti bulunmadığı gibi, ilahi tecellide yeri de yoktur. Madde, aklın ve iyiliğin dışındadır. Tanrı'nın kusursuz olmasının asıl sebebi onun maddesiz oluşudur.
Filon en yüce "iyi"ye ulaşmakta bilginin ve nefs arıtmanın (zühd'ün) yeterli olmayacağı, ilahı lı1tfa muhtaç bulunduğumuzu söylüyor. İnsan, bedenin hapishanesinden kurtulmak için, dünya ve Tanrı konusunda bilgi kazanmak suretiyle, aşağılık hayattan yukarılara doğru çıkar, fakat bu yolun kemal mertebesi "vecd"dir. Yani insanın mistik vecd içinde Tanrı ile dolu olduğu, kendini kaybedip sadece Tanrı'yı duyduğu zamandır.
Tamı'yı şu veya bu şekilde tavsif etmek onun gerçek mahiyetini bize veremez, çünkü Tanrı'yı ifade etmek mümkün değildir. Tamı tamamen mücerret manada mutlak bir varlıktır.
Şu halde kainatı şu kadar zamanda (altı gün) yarattı demek onun tabiatına aykırıdır. Zaman onun dışında bir prensip değildir; zaman da kainat gibi yaratılmıştır. Tanrı'nın varlıklara tesiri canlı maddeye şekil vermekten ibaret değildir, "her şeyde Tanrı vardır.