Plotinus şöyle bir muhakeme yürütüyor: Akıl diyalektiği doğurur, diyalektik ise son haddine vardırılınca akla karşı çıkar. Bu nasıl oluyor? Akıl daima "Birlik"e varmak için uğraşır ve bize o yolu gösterir. Ama biz birliğe akıl yolu ile varamayız, zira akıl bilgi kazanma esnasında kendi objesinden ister-istemez ayrı kalmak zorundadır. Akıl yoluyla elde ettiğimiz bilgide bilgiyi alan insan (idrak eden süje) ile bilgi konusu olan şey (obje) birbirinden ayrıdır. Halbuki "Birlik"te böyle bir ayrılık olmaz. Demek ki aklın karakteri ( diyalektik) bizim onun gösterdiği hedefe ulaşmamıza elvermiyor. Biz bu hedefe vecd yoluyla varırız. Vecd halinde ruh bedeni terkederek Tanrı ile birleşir. Beden terkedilmiş bir saray gibidir. Bu bir ölümdür, fakat hayattır.
Nihayet madde gelir ki, aslında maddeyi varlık saymak doğru olmaz. Maddenin kendi başına bir varlığı yoktur, onu ruh yaratmıştır. Madde pasif olduğu için ancak ruh sayesinde varlık olarak ortaya çıkabilir. Ruh olmasa madde diye birşey de olmazdı.
Tanrı'nın dışında hiçbir şey olamaz. Onun dışında mekan da yoktur, madde de. Bunun aksini düşünmek Tanrı'yı sınırlamak olur ki bu da düşünülemez. Herşey Tanrı'dadır. Tanrı'nın kainatı yaratması varlıkların ondan derece derece uzaklaşması şeklinde olmakla birlikte, varlığın gayesi bu inişi geriye doğru katederek kaynağa dönmektir. "Herşey Tanrı'dandır, herşey Tanrı'ya gider". Şu halde herşeyin başı ve sonu Tanrı'dır.