Ben" (nefs) varlık itibariyle hiçbir sınır tanımaz; o herşeye yayılmıştır; o bütün varoluşun damgasıdır, zira bütün varlıklar onunla tanınır. Böylece, yavaş yavaş, ben ile eşyanın birbirini ihtiva ettiği hissi doğmaktadır.
Ruh bir fert olarak Tanrı'dan kopmuştur; insan, hayvan ve bitki suretlerine girerek devamlı bir yeniden-doğuş zincirine takılıdır. Asıl kaynağı olan Tanrı'ya ve diğer ruhlara, tekrar kavuşması ancak on bin yıllık bir dönemden sonra mümkün olur.
Arapların Hind'le ticari münasebetleri bulunmakla birlikte Hind düşüncesiyle temaslarının oldukça geç tarihlerde ortaya çıktığı görülüyor. Hallacı Mansur'un Kuzey Hindistan'a kadar bir yolculuk yaptığını biliyoruz. Maamafih bu seyahatin maksadı ve meydana getirdiği tesirler hakkında birşeyler söyleyecek durumda değiliz. Hind tesiri muhtemelen karadan ziyade Basra körfezi yoluyla gelmiş olabilir. Oryantalistler Hind'le doğrudan bir alış-veriş hali tesbit edemedikleri için, İran'ın bu hususta bir çeşit aracı olduğunu iddia ediyorlar.
Hind mistisizmi tarih itibariyle bütün diğerlerinden önce geldiği için, önce oraya ait tesirleri ele alalım. Hind mistisizmi ile İslam tasavvufu arasında yapılacak bir karşılaştırma ikisi arasında birtakım önemli benzerliklerin bulunduğunu gösterecektir.
"Herşey Tanrı'dadır ve herşey Tanrı'ya gider". Vecdin ikinci yolu ise tefekkür ve iradedir. Tefekkür zihinlerimizi bulandıran bulutları dağıtmak suretiyle bizi birlikle karşılaştırır. İrade vasıtasıyla de çokluktan kaçar, mutlakın bütün ihtişamıyla ortaya çıktığı son perdeyi yırtarız.