Life…

Life…
@Life_History
Hasta la victoria siempre İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Psikoloji Felsefe Sosyoloji Almanca
Astsubay
Yüksek Lisans
Ankara Çankaya
Ankara, 11 Mart 1900
427 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Dervişlerin fonksiyonları, esas itibarıyla dinin adalet, yardım ve şefkat gibi ahlaki emirleri konusunda hem halkı hem de idarecileri ve ulemayı sürekli olarak uyarmaktı. Onların dile getirdiği şikâyetler, bir bakıma halkın şikâyetleri anlamına geldiği için, iktidar sahipleri genellikle dervişlerle iyi geçinmeye çalışırlardı. Ancak bu şikâyetlerin yaptırım gücü oldukça önemliydi ve adeta bu yetki dervişlere verilmiş gibiydi. Ümera (beyler, idareciler) dünya işleriyle meşguldü ve bu yönleriyle daha çok dünyevî alanı temsil ediyorlardı. Ulema ise büyük ölçüde fıkıh âlimlerinden oluşuyordu; onlar da hukukçu kimlikleriyle dünyevî meselelerle ilgilenmekteydi. Bunların dışında, asıl ebedî âlemi ve Tanrı’nın ceza ile mükâfatını insanlara tebliğ etme görevi, adeta dervişlere aitmiş gibi görülüyordu.
Reklam
Müslüman Türkler arasında en popüler yazılı ve sözlü edebiyat örneklerinden biri evliya menkıbeleridir ve bu anlatılarda velilerin çeşitli kerametleri dile getirilir. Diğer Müslüman toplumlarda da durum bundan çok farklı değildir. Evliya ve keramet anlayışı, zihinlere o kadar derin bir şekilde yerleşmiştir ki, adeta imanın bir parçası hâline gelmiştir. Sünnî Müslümanların temel akaid kitaplarından biri olan Nesefî Akaidi’nde “Evliyanın kerametleri haktır” denilerek, hem veliler hem de kerametler Sünnî inanç sistemine açıkça dahil edilmiştir.
Manevî iktidarın asıl unsuru velidir ve tasavvufta onun vazgeçilmez bir yeri vardır. Sufiler, diğer birçok inançlarında olduğu gibi bunun da Kur’an’dan kaynaklandığını söylerler. Nitekim Kur’an’da “Allah’ın dostları” (evliyâullah) ifadesi geçmektedir. Ancak tasavvufta velinin en belirgin özelliği, Allah’a olan yakınlığı sayesinde “keramet” gösterebilmesi; yani tabiat kanunlarının olağan işleyişine uymayan fiilleri gerçekleştirebilmesidir. Sufiler, velilerin kerametlerini tasdik etme konusunda hemfikirdirler. Bu kerametler; suda yürüme, hayvanlarla konuşma, bir yerden başka bir yere bir anda gitme veya bir şeyi farklı bir zaman ve mekânda ortaya çıkarma gibi, mucizeye benzer nitelikte olabilir. Bütün bu örnekler, hem hikâye ve rivayetlerde hem de bazı dinî metinlerde yer almaktadır.
Buna göre, görünmeyen âlemin temsilcileri olan veliler, bu dünyada oradan aldıkları bir misyonu (ilâhî görevi) yerine getirirler. Dünya onlara “tevdi” edilmiştir ve bu görevin sahipleri, gizli bir yönetim hâlinde dünyayı idare ederler. En üstte, “kutb” denilen ve mertebesi en yüksek olan bir veli bulunur. O, dünyanın mihveridir; yani dünya onun üzerinde, onun iradesine göre döner. Ondan sonra, derece derece daha alt kademelerde bulunan veliler gelir. Bunlar yaşayan şahsiyetlerdir; ancak dışarıdan bakan biri onların ilâhî görevlerini bilemez. Bizim sıradan bir insan olarak gördüğümüz bir kişi, pekâlâ zamanın “kutb”u olabilir.
Mistik tecrübenin belli bir şekli yoktur; bir kimsenin vecd hâlindeyken neler göreceği önceden kestirilemez. Vecdin muhtevası her şey olabilir. Nitekim histerik trans hâline girenlerden afyon kullananlara, pagan ayinlerinde kendinden geçenlerden Hristiyan ve Müslüman mistiklere kadar pek çok kişi duyular dışı bir idrak tecrübesi yaşayabilmektedir. İşte İslam tasavvufunun başlıca özelliklerinden biri, bu vecd hâllerinin olgun bir şeyhin disiplini altında belirli bir istikamete yönlendirilmesidir. Görülen ve işitilen şeyler rahmanî birer işaret olabileceği gibi, şeytanın aldatması da olabilir. Neyin hakikat, neyin yanılsama olduğunu ise ancak bu alanda yetkin olan biri ayırt edebilir ve vecdin yorumunu yapabilir.
Reklam