Vielleicht lief nicht alles gut, aber nichts hat mich von meinem Weg abgebracht.
İstanbul Üni. Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi
Psikoloji, Felsefe, Sosyoloji, Alman dili...
Tekin Alp’in “Kemalizm” adlı eseri, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Atatürk devrimlerinin düşünsel temellerini sistemli bir biçimde açıklayan ilk metinlerden biridir. Yazar, Kemalizm’i yalnızca bir siyasal ideoloji olarak değil, aynı zamanda toplumu çağdaşlaştırmayı hedefleyen bir yaşam felsefesi olarak ele alır. Eserde laiklik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik ve inkılapçılık gibi ilkeler, Batı düşüncesiyle karşılaştırmalı bir biçimde değerlendirilir. Tekin Alp, dönemin Batı modernleşmesiyle Türkiye’nin dönüşüm süreci arasında güçlü bir bağ kurar; Cumhuriyet’in amacının “muasır medeniyet seviyesine ulaşmak” olduğunu açık biçimde savunur.
Kitap, aynı zamanda bir dönemin ruhunu yansıtan ideolojik bir belge niteliğindedir. Tekin Alp, Atatürk devrimlerini yalnızca birer siyasi reform olarak değil, Türk toplumunun zihniyetini değiştiren köklü bir dönüşüm olarak yorumlar. Bu yönüyle “Kemalizm”, ulusal kimliğin yeniden inşasında düşünsel bir rehberdir. Yazarın dili dönemin entelektüel havasını taşır; yer yer didaktik, yer yer idealisttir. Cumhuriyet’in kuruluş ideallerini anlamak ve modern Türkiye’nin felsefi temellerini kavramak isteyen herkes için bu eser, kesinlikle önemli bir başvuru kaynağıdır...
KemalizmTekinalp (Moiz Cohen) · Toplumsal Dönüşüm Yayınları · 200441 okunma
“Atlara, maçlara, kumarhanelere para yatıran veya bir boruda kaç yağmur damlası olduğu üzerine iddiaya giren bir kumarbaz, pek de lehinde olmayan bir olasılığa para yatırmıştır. Poker oynayan profesyonel bir kumarbaz ise, lehinde olan olasılıklara para yatırır. Biri romantik bir hayalperesttir, diğeri ise gerçekçidir.”
Bununla birlikte, dünya tektir; Doğu ve Batı varolan tek insanlığı
iki karşıt kampa ayırmayı başaramadığı gibi, ruhsal
gerçek de varlığını kaynaksal biriminde sürdürüp gidiyor.
Doğa ve ruh, bilincime yığılan
ruhsal içeriklerin kaynaksal belirtilerinden başka bir şey olmaz.
Bir alev beni yaktığında, ateşin gerçekliğinden hiçbir kuşku
duymam. Oysa bir ruhun belirivermesinden ürkerek korktuğumda,
bunun yalnızca bir yanılsama olduğu düşüncesine
sığınırım. Oysa ateş, fizik doğası sonuçta bize yabancı kalan
nesnel bir olgunun ruhsal imgesidir. Aynı biçimde, hayalete
duyduğum korku da düşünsel bir olgunun ruhsal bir imgesidir
ve en az ateş kadar gerçektir.