Herhangi bir kitapsever, tiyatrosever, sanatsever şu eseri okumadan bu dünyadan göçerse artık bilirim ki Borchert'in âhı üzerinde kalır.
Okurken ister istemez bir sahne hayal ediyorsunuz ve kendinizi o oyunun içindeki Beckmann olarak buluyorsunuz.
Okuduğunuz, tavsiye edilen tüm savaş karşıtı oyunları bir yana bırakın. 'Kapıların Dışında'yı okumadan yıkıntı edebiyatına dair bir şeyler okudum da demeyin.
Eserin çevrilme serüveninin yer aldığı bir önsözle başlıyor kitap. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki Tercüme Bürosunun işleyişi hakkında da bilgiler içeriyor.
"Hiçbir tiyatronun oynamak, hiçbir seyircinin görmek istemediği oyun" demiş Wolfgang Borchert bu eseri için. Bu sebeptendir ki sahne tekniğine de uygun yazmamış. Ancak ölümünden bir gün sonra sahnelenen bu eserin, yıllarca farklı farklı ülkelerin sahnelerinde oynanacağını düşünememiş bile.
Borchert sırça fanusun içinden savaş karşıtlığını savunmuyor, bizzat cephede bulunmuş, Almanların meşhur Stalingrad yenilgisinde yer almış, harbi tüm acımasızlığıyla yaşamış bir yazar. Nasyonal Sosyalizm karşıtı görüşleri sebebiyle de defalarca tutuklanmış bir yazar.
"Biz daha küçücüktük, harplere girdiler. Biz biraz büyüdük bize harplerden söz açtılar. Coşkundular. Biz daha da büyüyünce onlar bizim için de bir harp düşündüler. Sonra da bizi bu harbe yolladılar. İçlerinden hiçbiri bize nereye gittiğimizi söylemedi. Hiçbiri bize cehenneme gidiyorsunuz demedi. Onlar marşlar çaldılar. Divan-ı Harpler kurdular, istila planları hazırladılar. Kahramanlıklar içim şarkılar, madalyalar yaptılar. Böylesine coşkundular. Şimdi onlar kapılarını kapatmış evlerinde oturuyorlar. Onlar kapılarını sımsıkı kapadılar, bizler kapıların dışarıda kaldık."
Beckmann bir savaş mağduru olarak ülkesine geri döndüğünde bıraktığı her şeyi ile