Yine Tibet'te hastalıkların ve tıbbın menşeine dair şöyle bir hikaye dikkatimizi çeker: "Tsé-dze-per-ddu evinden üç günlüğüne uzaklaşır, döndüğü zaman ailesini ölü bulur. Bunun üzerine ölümün ilacını bulmak için ruhların bulunduğu ülkeye gitmeye karar verir. Birçok maceralardan sonra bu harikulade ilacı çalar fakat ruhlar tarafından takip edilerek yere düşürülür. İlaç yerlere dökülür ve böylece şifalı otlar meydana gelmiş olur."
Sihirbaz, hastanın yatağının yanında belli bir alanı temizler ve mısır unu ile 'mandol' denilen bir desen çizer. Bu desenin ortasına Isvor ve Bhagwan adlı tanrıların şekilleri ile onların evlerinin resimlerini yapar. Hasta iyi oluncaya kadar bu şekil olduğu yerde muhafaza edilir. "mandol" kelimesi Hint meşelidir. Mandol, aynı zamanda Hint-Tibet kavimleri arasında geniş ölçüde kullanılmaktadır. Mandol, minyatür şeklinde kainatı temsil eder aynı zamanda tanrıların ilk oturduğu yeri de sembolize etmektedir. Dünyanın olağanüstü bir şekilde yaradılışını hatırlatır. Bunun için Hintli sihirbazlar, hastanın yatağının yanında mandol deseni çizerler. Bu şekilde kainatın yaratılışı tekrarlanmış olur. Bu esnada bir taraftan da hastanın yanı başında kozmogonik mitlerin şarkısı söylenir böylece hastanın başlangıç zamanında, yaradılışın ortaya çıktığı zamanlara, hayatın ilk evrelerine götürülmesi sağlanarak şifa bulması düşünülür.
Modern insan, kendisinin bir tarihin içinden geldiğini görür fakat bu tarihi bütünüyle bilmek ihtiyacını hissetmez. İlkel toplumlara mensup olanlar ise sadece mitik hadiseleri hatırlamakla kalmazlar, bu hadiseleri zaman zaman yeniden yaşamakla kendilerini sorumlu tutarlar.