Sinem.top

Sinem.top
@Lilithyus
MEB~Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
Bir önceki hesabımda (siyenkov) bulunan incelemelerimi, hesabıma ulaşamamam sonucu şu an kullandığım lilithyus hesabıma aktardım. Aman ha arkamdan hırsız denilmesin:) Hoş kişinin kendisinden aşındırması da intihal başlığı altında değerlendiriliyormuş ya neyse sonuçta ben ve benim düşüncelerim yine benimim değil mi? :)
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi
Uzun süredir böyle dolu bir kitap okumanın hasretindeydim. Normalde okuduğumuz şeylerin vitamin olduğunu, içimizde yavaş yavaş biriktiğini fark etmeyiz. Her bir cümle, sözcük ulaşması gereken yerlere olağan bir doğallıkla ulaşır. Bunların hayatın olumsuzluklarına karşı bizde bir direnç oluşturduğunu fark etmeyiz bile. "O kadar okuyorum aklımda bir şey kalmıyor!" diyerek hayıflanırız, tüm bunların kısa vadede ayırtında olmadığımız için. Okuduğumuz romanlarda olay örgüsü, cümleler akıp gider geriye tortusu yani özü kalır aslında zihninde. Kitabı bize hatırlatan, bizi başkasına o kitabı önermeye iten veya bize "Çok güzel bir kitaptı." derdirten şey de olaylar, cümleler değil elimizde kalan öz, tortudur aslında. Ama 'Nasıl Yapmalı?'yı okurken farklı farklı vitaminleri avuç avuç yuttuğunun ayırtında olabiliyorsun. Çoğunluğun kitap bittiğinde, kitabı okumuş başka kimselerle kitap üstüne konuşma arzusu duyacağından neredeyse eminim. Öncelikle bu kitabı okurken beni güdüleyen unsurlardan bahsetmek isterim: 1. Çernişevski'nin Lenin ve Ena Goldman gibi isimleri etkilemiş olması ve özellikle Lenin'in "Nasıl Yapmalı?" romanından alıntılar yapmış olması. 2. Çernişevski'nin materyalist, ütopist ve sosyalist olması. 3. Kadın, ilişkiler ve evlilik sorunsalarına kitabında bolca değinmesi ve bunlara çözümler üretmesi. 4.Çernişevski'nin sıkı bir Narodizm savunucu olması özellikle köy komün yaşamının sosyalizmin özü olduğunu vurgulaması ve devrimci güç olarak köylüyü görmesi. 5.Romanın başından sonuna dek üzerinde durduğu temel konunun "ÖZGÜRLÜK" olması. 6. Çernişevski'nin "Nasıl Yapmalı?" isimli bu romanını hapiste iken, zorlu koşullar altında yalnızca 4 ayda yazması. Roman, temel ve belki de en önemli karakterlerinden biri olan Vera Pavlona'nın aile yaşamıyla başlıyor. Oldukça
Nasıl Yapmalı? (2 Cilt Takım)Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy · Oda Yayınları · 20181,402 okunma
Puan vermedi
Kişinin her kitap okuyuşu aslında zihninde bir de yönetmeninin kendisi olduğu bir film çekişidir. Aytmatov'un bu kitabını okuduğunuzda uçsuz bucaksız Orta Asya bozkırlarında sarı ışıklı bir de film çekiyorsunuz. Velhasıl kelam; çok güzel bir kitap okudum, çok güzel bir film çektim. DİŞİ KURDUN RÜYALARI: "Geçmiş hayatı artık onun için hiç geri gelmeyecekti, bir rüya idi". Görüyoruz ki dişi kurt AKBAR'ın bir daha geri gelmeyecek rüyaları yani hikayesini okuyoruz. Bu benim Aytmatov ile 5. buluşmam. Ve 2. kitabından sonra emin olduğum bir şeyi tekrar dile getirmekten çekinmeyeceğim: sanki cebinden hep aynı köyün insanlarını çıkarıp romanlarına yerleştiriyor Aytmatov ancak bunu bir teknik kusur olarak değil bilakis bir kurgusal mükemmellikle yapıyor öyle ki tüm karakterleri birbirinin devamı gibi. Her kitap arasında hikayeleri ve kahramanları birbirine bağlayan görünmez ipler, köprüler var sanki. Elveda Gülsarı'daki Tanabay ne ise Dişi Kurdun Rüyaları'ndaki Boston da odur. Beyaz Gemi'deki Orozkul neyse Dişi Kurdun Rüyaları'ndaki Bazarbay odur. Ve birbirine benzer hayatları, düşünceleri, tezleri simgeleyen bu muhteşem kurgu; bir şekilde Isık-Göl veya Isık-Göl'ün türevlerine gelip dayanıyor. Kırgız, Kazak kültürünü bu kültüre ait masal, destan, alkış, kargış gibi ögeleri başarıyla karakterlerin üstüne bir elbise gibi geçiriyor Aytmatov. Birçok romanında olduğu gibi bu romanında iyi ve kötüyü bir köprüde karşı karşıya gelen keçiler gibi okuyucunun karşısına çıkarıyor, "Oysa insanlar düşünen yaratıklar olarak ortaya çıkışlarından beri kendilerini daha iyi tanımaya çalışmışlar ama bütün çabalarına rağmen şu soruya yanıt verememişlerdi: 'kötü hemen hemen her defasında niçin iyiden daha güçlü olarak ortaya çıkıyor?'" sözleriyle. Dilinin işlevselliğini çok iyi kullanıyor,
Dişi Kurdun RüyalarıCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 20238,9bin okunma
Puan vermedi
Kitabı okumaya başladıktan hemen sonra kendime şu soruyu sordum: "Bu kitabı okuyabilecek güçte miyim?" Kolaylıkla okunabilen bir kitap olmadığını belirtmek isterim ama bu kitabın ağır olmasından değil verdiği duygunun ağır olmasından ileri gelmektedir. Kitabı okurken zihnime 3 şey düştü. 1. Pınar Kür'ün "Asılacak Kadın" romanı. En az "Sıfır Noktasındaki Kadın" kadar zor bir hikaye, benzer bir hikaye. Hem filmi hem de romanı bir dönem yasaklılar listesinde olduğu için, yeni basımlarında Pınar Kür'ün eklediği savunma ise adeta kadınların manifestosu, yazarın poetikası gibi. Onu da şiddetle tavsiye ederek geçiyorum. 2. Senaryosu ve yönetmenliği Cyrus Nowrasteh'e ait olan "Soraya'yı Taşlamak" filmi. Orta Doğu'nın çukurunda boğulan kadınlar üzerine oldukça sarsıcı bir film. 3. ise Gülten Akın'ın çok sevdiğim "O Kadınlar İçin Beşli Sekizli" şiiri "Canıyla ayrılık sürer Kendi ölümünü kendi doğuran Kocamız ilk oğlumuzdur Güderken bizi tanrı adına Yüreği kamaşır huysuzluktan Derin bir boşluğu söylesin diye Adımızı e ile a ile çağırırlar Sesimiz kendi göğsümüze içerden Çarpa çarpa incelmişse Denizlerimiz sığ dağlarımız düzse Nasıl yankı veririz? Sordu dışarıdaki: – Kaç kişisiniz? İçerdeki yanıt verdi: – Siz kaç kişisiniz? Ya biz nece kişiyiz biz Sayılara girmeyenler Kuşumuz ne renktir, rüzgârımız nerde Neden gizli çıkarırız kuzularımızı
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,2bin okunma
Puan vermedi
Corona günlerinde keyifle okunacak bir kitap Decameron. Çünkü kitap şu an bizim de yaşadığımız benzer bir durumla başlıyor. 1348'de Avrupa'da büyük bir veba salgını ortaya çıkar. Özellikle İtalya'nın zarar gördüğü bu salgından etkilenen Gıovannı Boccaccıo o dönemin Floransa'sı üzerinden hikayelerini anlatır. Kitap Boccaccıo'nın konuşmasıyla başlıyor. Kitabın amacını anlatıyor giriş bölümünde. Müthiş bir salgın vardır, italya'nın büyük bir bölümü ölmüştür. İnsanlar ölüleri sabahın erken saatlerinde kapının önüne koyar daha sonra görevliler sokak boyunca insan cesetleri toplarlarmış. Dokunanlar da etkilenir ve kısa sürede ölürmüş. Cesetler, hastalar, ilaçlar pis kokularıyla havayı da kirletirlermiş. Salgının başlangıcında erkeklerde de kadınlarda da kasıkta, koltuk altlarında yumrular ortaya çıkıyormuş. Kimisi elma kimisi yumurta büyüklüğüne ulaşıyormuş. Halk dilinde buna hıyarcık deniliyormuş. Hıyarcıklar daha sonra vücudun her yerine yayılıyor, renkleri mora yaklaşıyormuş. iyileşmek şöyle dursun birazcık düzelir olmak için bile ne bir ilaç ne de bir tedavi yöntemi varmış. Neredeyse iyileşen hasta yok gibiymiş. Hastalığa yakalananlar üç gün içinde ölüyormuş. Hastalık; hastaların giysilerine, kullandıkları elledikleri nesnelere dokunarak da yayılıyormuş. Tabii 1300'lü yıllarla şimdiyi kıyaslamak çok doğru olmayacaksa da biz de son zamanlarda benzer korkuyla karşı karşıyayız. Anneler babalar çocuklarını bırakmışlar, kimse kimseye yardım etmiyormuş, kıyamet günü gelmişcesine herkes kendi derdine düşmüş. Her şeyden uzak durup kendini karantinaya alanlar da varmış, hiçbir şeyi umursamayıp yiyelim, içelim, eğlenelim bu dünya kimseye kalmazcılar da varmış. Floransa'nın neredeyse bomboş kaldığı bir günde bir salı sabahı Santa Maria Novella Kilisesinde yas giyisilerine bürünmüş
Decameron (Cep Boy)Giovanni Boccaccio · Oğlak Yayıncılık · 20181,544 okunma