Uzun süredir böyle dolu bir kitap okumanın hasretindeydim. Normalde okuduğumuz şeylerin vitamin olduğunu, içimizde yavaş yavaş biriktiğini fark etmeyiz. Her bir cümle, sözcük ulaşması gereken yerlere olağan bir doğallıkla ulaşır. Bunların hayatın olumsuzluklarına karşı bizde bir direnç oluşturduğunu fark etmeyiz bile. "O kadar okuyorum aklımda bir şey kalmıyor!" diyerek hayıflanırız, tüm bunların kısa vadede ayırtında olmadığımız için. Okuduğumuz romanlarda olay örgüsü, cümleler akıp gider geriye tortusu yani özü kalır aslında zihninde. Kitabı bize hatırlatan, bizi başkasına o kitabı önermeye iten veya bize "Çok güzel bir kitaptı." derdirten şey de olaylar, cümleler değil elimizde kalan öz, tortudur aslında.
Ama 'Nasıl Yapmalı?'yı okurken farklı farklı vitaminleri avuç avuç yuttuğunun ayırtında olabiliyorsun. Çoğunluğun kitap bittiğinde, kitabı okumuş başka kimselerle kitap üstüne konuşma arzusu duyacağından neredeyse eminim.
Öncelikle bu kitabı okurken beni güdüleyen unsurlardan bahsetmek isterim:
1. Çernişevski'nin Lenin ve Ena Goldman gibi isimleri etkilemiş olması ve özellikle Lenin'in "Nasıl Yapmalı?" romanından alıntılar yapmış olması.
2. Çernişevski'nin materyalist, ütopist ve sosyalist olması.
3. Kadın, ilişkiler ve evlilik sorunsalarına kitabında bolca değinmesi ve bunlara çözümler üretmesi.
4.Çernişevski'nin sıkı bir Narodizm savunucu olması özellikle köy komün yaşamının sosyalizmin özü olduğunu vurgulaması ve devrimci güç olarak köylüyü görmesi.
5.Romanın başından sonuna dek üzerinde durduğu temel konunun "ÖZGÜRLÜK" olması.
6. Çernişevski'nin "Nasıl Yapmalı?" isimli bu romanını hapiste iken, zorlu koşullar altında yalnızca 4 ayda yazması.
Roman, temel ve belki de en önemli karakterlerinden biri olan Vera Pavlona'nın aile yaşamıyla başlıyor. Oldukça