Varoluşsal boşluk, kendini en belirgin olarak bir can sıkıntısı halinde gösterir. Artık Schopenhauer’in, insanın acı ve can sıkıntısı uçları arasında sonsuz bir gidiş gelişe mahkum olduğunu söylerken ne kastettiğini anlayabiliriz.
Anılar önemlidir. Anılar, yaşananları hatırlatır. Yapılan kötülükleri ve iyilikleri, acıları ve mutlulukları. Anılarını unutursan, yaşananları da unutursun. Yaşananları unutursan, geçmiş tekrar eder.
Saflık gerekiyordu bize, bedenin, ruhun saflığı. Kendimize dönmeliydik, en masum halimize, en vahşi halimize, en güçlü halimize. Gereksiz merhametten, anlamsız vicdandan, yararı olmayan şefkatten kurtulmalıydık. İdealimizin keskin kılıcıyla kesip atmalıydık bize engel olan ne varsa. Ne başkasına acıyacak kadar kibirli, ne hataları bağışlayacak kadar şahsiyetsiz ne de acizlere yardım edecek kadar çaresiz olmaya hakkımız vardı. Acizlere yardım etmek, doğaya kötülüktü. Güçsüzleri kendi haline bırakmalıydık, ayakta duramayanlar düşmeliydi, direnemeyenler yok olmalıydı, korkaklar imha edilmeliydi.