ilayda

Umut bitmişti, bütünüyle bitmişti...
Sayfa 139 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Reklam
"...İlk başta reddetmeleri normaldir; bazen ikinci, hatta üçüncü seferinde bile red cevabı gelebilir."
Sayfa 111 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
"Görüşlerini hiç değiştirmeyenlerin ilk başta doğru yargıya varmaları bilhassa zorunludur."
Sayfa 97 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
"Tanrı saklasın!.. Talihsizliğin daniskası olur!.. Nefret etmeye kararlı olduğun birinden hoşlanmak!.."
Sayfa 94 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Aşk Üzerine
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Aşk, tarih boyunca edebiyatın, sanatın ve felsefenin en derin konularından biri olmuştur. Ancak aşk, her zaman romantize edilen bir duygu mu yoksa sadece karmaşık bir bağlılık biçimi midir? Belki de aşk, sanıldığı kadar büyüleyici ve hoş bir şey değildir. Kimi zaman derin bir bağlılık, empati ve hoşgörü gibi hislerin bir araya gelerek yarattığı bir yanılsama ya da, daha kötüsü, bir tür takıntıdır. İnsanlar aşkı yüceltir, ona neredeyse kutsal bir anlam yükler; fakat bu, gerçekte aşktan ne anladığımızla doğrudan ilişkilidir. Aşkın, bir kişiye karşı duyulan saf bağlılıktan ibaret olduğunu düşündüğümüzde, bu bağlılığın çoğu zaman sağlıklı bir sınırı aşarak takıntıya dönüştüğünü fark edebiliriz. Zweig’in “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” adlı eserinde, bir kadının sevdiği adama duyduğu yoğun bağlılık, aşkın ne kadar incelikli ve tehlikeli bir boyuta ulaşabileceğini gözler önüne serer. Kadın, adamla yaşadığı her anı bir kutsallık perdesi altında saklar, fakat bu aşk değil, saplantıdır. Onu hiçbir şekilde tanımayan bir adama olan bu yoğun hisler, aşkın ne kadar kırılgan ve kolayca takıntıya dönüşebilen bir kavram olduğunu kanıtlar niteliktedir. İnsanlar çoğu zaman aşka olan inançlarını, bir kişiye alışma duygusuyla karıştırır. Bir kişiye fazlaca alıştığımızda, onun varlığını ve hayatımızdaki etkisini yitirme korkusu, aşk gibi hissettirebilir. Ancak burada aşk dediğimiz şey, belki de sadece rahatlık arayışıdır. Alışkanlıkların ve güvenlik ihtiyacının bir araya gelerek oluşturduğu bu bağ, derinlemesine sorgulanmadığında kolayca aşk olarak adlandırılabilir. Ancak bu yanılsama, gerçek duygusal derinliği olmayan bir illüzyon olabilir. Aşk dediğimiz bu duygu, aslında fazlaca empati, merhamet ve hoşgörünün birleşiminden doğan bir tür duygusal bağlılık olabilir. Karşı
Edebiyat
Reklam