Hayat herkese soğukkanlı ve umursamaz bir maske takıyor; sanki herkesin kendine ait birkaç maskesi var! Bazıları bu maskelerden sadece birini kullanır, doğal olarak da pislenir ve kırış kırış olur. Bunlar tutumlu insanlardır. Diğer grup bu maskeleri gelecek nesil için saklar ve başka bir grup da sürekli maskelerini değiştirir ama yaşlanınca artık son maskelerinin çabucak bozulup çürüyeceğinin farkına varırlar, işte bu sırada gerçek yüzleri son maskelerinin ardından ortaya çıkar.
Kitap, insanların düşüncelerinin, duygularının ve davranışlarının nasıl yönlendirildiğini anlatıyor. Özellikle medya, psikoloji, popüler kültür ve modern yaşam tarzları üzerinden nasıl bir algı oluşturulduğunu sade bir dille ele alıyor.
Bu kitap, bana gördüğüm her şeye hemen inanmamam gerektiğini hatırlattı.
Reklamlar, haberler, diziler hatta bazı psikolojik yaklaşımlar bile aslında bizi fark etmeden yönlendirebiliyor. Yazar bunu örneklerle ve akıcı bir anlatımla anlatmış.
Kitapta en çok dikkatimi çeken şey, psikolojinin bazen insanların iyiliği için değil, sistemin işine geldiği şekilde kullanılabiliyor olmasıydı.
Ayrıca aile yapısının ve toplumun bilinçli şekilde nasıl zayıflatıldığını anlatan bölümler çok düşündürücüydü.Okuyucuya “uyan artık” diyen bir tonu var; sarsıcı ama gerekli.
Yer yer tekrarlar ya da ağır bölümler olsa da mesaj net:
Modern dünya bizi sadece tüketici yapmadı, aynı zamanda düşünemeyen, yönlendirilen bireylere dönüştürdü.
Algı Yönetimi ve Manipülasyon, sade ama çarpıcı bir kitap.
Okuyunca insan ister istemez kendine şu soruyu soruyor:
Ben gerçekten kendi fikrimi mi savunuyorum, yoksa bana öğretileni mi?
Kitap, ırkçılığı doğrudan yüzüne vuran ama bunu ajitasyona kaçmadan yapan bir eser. Özellikle Aibileen’in iç sesi, Minny’nin hayata kafa tutuşu, Skeeter’in çırpınışları… Hepsi çok canlıydı. Her karakterin ayrı bir rengi vardı.
Irkçılık; sadece yasa ya da saldırı olarak değil, gündelik hayatta da küçük detaylarda çok etkileyici anlatılıyor. Örneğin tuvalet ayrımı, yemek yapma kuralları, çocuk bakımı gibi detaylar insanda hem öfke hem de üzüntü uyandırıyor.
Skeeter’in kitap yazma çabası, sadece bir kariyer değil, bir duruş meselesi. Üstelik bu hikâyeyi yazmak, o dönemde hem onun hem de hizmetçilerin başına bela açabilecek kadar tehlikeli.
Ama buna rağmen kadınlar birbirine tutunarak konuşmaya başlıyor. Bu bana göre kitabın en güçlü mesajıydı: Konuşmak iyileştirir. Gerçekler değişimin ilk adımıdır.
Kitabın adı boşuna değil. Renk burada hem ten rengi ayrımını hem de duyguların, acıların, umutların rengini simgeliyor.Dikkatimi çeken en güzel detaylardan biri de ırkçılık üzerine yazılan kitabın yazarının onların deyimiyle beyaz biri olmasıydı.
Duyguların Rengi bence sadece bir roman değil bir vicdan aynası.
Hem duygulandırıyor hem düşündürüyor. Hem de içindeki cesur kadınları tanıdıkça insan kendine de şu soruyu soruyor:
Ben onların yerinde olsaydım, sesimi çıkarabilir miydim?
Kredi kartları "uzaktan alışveriş" özgürlüğünü ve kolaylığını bizlere sunarken aynı zamanda bütün harcamalarınızın, eve ne aldığımızın,bir ay içinde yaptığımızın tüketim profilinin başkaları tarafından analiz edilmesine de imkân veriyor.