Müslümanlar son asırlarda kendi gafletleri sebebiyle ülkelerini işgal eden bir kâfir sömürü belasıyla karşılaştılar. Bu sömürü, İslâmi hayat dinamiklerinin tümünü sarstığı gibi, temellerine bir gün gelip de belki patlayacak dinamitler döşedi.
Günümüz cimri Müslümanları canlarını ya da mallarını Allah (azze ve celle) yolunda vermek istemiyorlar ve onlara bir zarar gelecek olsa bunun İslam nedeniyle olduğunu düşünüyorlar; sırf dünyalarını kurtarmak için dinlerinden ödün vermeyi diliyorlar.
Aydınlık ışınlarının yoğunluğu artarsa, göz kapakları ve gözbebeğinin diyaframı gözü, bunlardan korurlar. Aynı zamanda retinanın, duyarlığı azalır. Deri, pigmentler imal ederek ışınların nüfuz etmesine karşı koyar. Bu tabii korunmalar kâfi gelmezse retinada veya deride, lezyonlar meydana gelir, sinir sisteminde ve iç organlarda düzensizlik görülür. Belki çok fazla bir ışık, uzun zamanda duyarlığı ve zekâyı azaltır.
Tuhaf olan şudur ki modern hayat şartlarının çoğuna, ızdırap çekmeden alışıyoruz. Fakat bu alışkanlıklar, ferdin gerçekten bozulmasına sebep olan organik ve zihni değişiklikler meydana getiriyor.
Âlimler şöyle der: İman iki çeşittir; yapmak ve terk etmek. Yarısı emredilenleri yerine getirmek ve yarısı da yasaklananları terk etmektir. Bu da günahları terk ederek nefsi temizlemektir.