Gamze K

Puan vermedi·83 syf.··
2025 13. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2025 15:48
Stefan Zweig’in 1942’de yazdığı Satranç, kısa ama yoğun bir öykü. Kitapta üç karakter öne çıkıyor: Mirko Czentovic, anlatıcımız ve Doktor B. Mirko, satranç dışında hiçbir yeteneği olmayan, içine kapanık bir karakter; yani tek dünyası satranç. Anlatıcı, hikâyeyi bize aktarıyor. Doktor B. ise satrançla olan yolculuğunu, hapsedildiği yıllarında yaşadığı psikolojik ve zihinsel mücadele üzerinden anlatıyor. Dr. B.’nin hücresinde zihnini satranç oynayarak hem kurtuluş hem de işkence aracı olarak kullanması; Mirko’nun ham yeteneği ile Dr. B.’nin entelektüel birikimi arasındaki farkı ortaya koyuyor. Yani ikisi de satrançta çok iyi ama iki insan arasındaki çok bariz fark, kitabın merkezinde yer alıyor. Yazarın üslubu yalın ve sade. Bu sadelik içinde böylesine yoğun bir psikolojik derinlik yaratması, anlatımı çok güzel bir hale getiriyor. Özellikle Dr. B.’nin işkence zamanlarındaki deneyimlerini o kadar güçlü betimliyor ki, kitabı okurken sanki siz yaşıyormuşsunuz gibi oluyorsunuz. Kitap beni çok etkiledi. Okurken yalnızlığın ve hiçliğin insan zihnini hem geliştirip hem de yıprattığını gerçekten sorgulattı. Bir satranç oyunundan bu kadar derin psikolojik tahliller yaratması beni çok heyecanlandırdı. Kısa ama sarsıcı bir öykü; okunması gereken bir Zweig eseri.
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·70 syf.··
2025 12. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2025 16:27
Okurken gerilmemek neredeyse imkânsızdı. Irène, burjuva sınıfına ait, sekiz yıllık evliliği olan, avukat eşi ve iki çocuğuyla sakin bir hayat süren bir kadındı. Ancak durağan yaşamından sıkılmış, içten içe bir heyecan arayışına girmişti. Bu arayış onu bir davette piyan çalan genç bir adamla gizli bir ilişkiye sürükledi. Buluşmaları çoğunlukla çocuğun yaşadığı apartmandaki evde gerçekleşiyordu. Fakat bir gün, apartmanın kapısında beklenmedik bir kadınla karşılaştı ve o andan itibaren hayatı altüst oldu. Kadın, Irène’i sürekli tehdit ediyor, şantaj yapıyor ve ondan para talep ediyordu. Herkese, özellikle eşine söyleyeceğini belirtiyor, sürekli para istemekle Irène’in iç dünyasını parçalıyordu. Bu durum onu öylesine korkutuyordu ki kendi kendini adeta hapsolmuş hissediyordu. Evdeki hizmetçiler ve eşi, bir şeylerin yolunda gitmediğini sezdiler ama ne olduğunu anlayamıyorlardı. Kadın sürekli mektuplar gönderiyor, para istiyordu. Irène’in çaresizliği öylesine büyüdü ki, en sonunda nişan yüzüğünü vermek zorunda kaldı. Bu olay, onu öylesine derin bir umutsuzluğa sürükledi ki hayatı artık dayanılmaz hâle gelmişti; ölüm düşüncesi aklından geçiyordu. Ama yüzüğünü geri almak için iki gün boyunca kadını aradı, ne yazık ki bulamadı. Sonunda, eski aşığının evine giderek durumu konuşmak istedi—aslında en başından yapması gereken buydu. Çocuğa durumu anlattığında, bu kişinin tanımadığı biri olduğunu fark etti. Irène inanamadı ve evden çıkarak, arkasından birinin onu takip ettiğini hissetti; kim olduğunu bilmeden doğru eczaneye gidip morfin almaya karar verdi. Tam parayı verecekken arkasında birini hissetti ve aslında bu kişinin kocası olduğunu fark etti. Kocası morfini alıp, hiç konuşmadan Irène ile birlikte eve döndü. Kadın suskun ve ağlamaya başlamıştı; her şeyin bittiğini
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,9bin okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2025 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Ağustos 2025 17:57
Beş hikayeden oluşan Oscar Wilde kitabı, içindeki derslerle gerçekten çok özel. Çocukların okuması bence çok, çok önemli. İlk hikaye Mutlu Prens. Benim için en büyük ders burada fedakarlık yapmak oldu. Yardıma gerçekten muhtaç bir insana el uzatmak… Küçük bir kuş bile merhametli olabilir. Birine iyilik yapmak, o kişinin bilmemesi bile büyük bir değer taşır. Kitapta her yardım edilen insana değerli taşlar veriliyor, ama aslında asıl değer kalpteki sevgi ve merhametten geliyor. Prens ve kırlangıç öldükten sonra ruhlarıyla cennete yükseliyor; yani iyi ve sevgi dolu bir yaşam ölümsüz bir etki bırakıyor. İkinci hikaye Muhteşem Fişek. Wilde burada çok güzel bir mesaj vermiş: Dışarıdan ne kadar görkemli ve parlak görünürse görünsün, gösterişli şeyler insanlara gerçek mutluluk vermez, geçicidir. Önemli olan gösteriş değil; sevgi, paylaşım ve küçük ama anlamlı şeylerdir. Üçüncü hikaye Bencil Dev. Burada bencilliğin ve paylaşmamanın sonuçlarını görüyoruz. Dev, bahçesini sadece kendine saklıyor ve çocuklarla paylaşmıyor. Sadece kendi mutluluğunu düşündüğü için yalnızlaşıyor. Wilde bize gösteriyor ki gerçek mutluluk, başkalarına değer verip paylaşmakla gelir. Dördüncü hikaye Bülbül ve Gül. Bülbül, aşkı için kendini feda ediyor. Ama benim çıkardığım anlam biraz farklı; hikaye bana gençlik aşkının ne kadar hoppa ve geçici olabileceğini gösteriyor. Çocuğun gülü kıza götürdüğünde, kızın “Başka biri bana mücevher getirdi, senin gülünden daha değerli, seni istemiyorum” demesi çok acı. Ama çocuk durumu kabullenip felsefe ve metafizikle ilgileneceğini söyleyip gidiyor. Beni hem güldürdü hem üzdü, ama doğru yolda olduğunu düşünüyorum. Beşinci hikaye Vefalı Dost. Hans ve Değirmenci arasında geçiyor ve beni en çok üzen hikaye bu oldu. Hans’ın saflığı çok üzdü, Değirmenci’nin dost
Mutlu PrensOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,8bin okunma
Puan vermedi·48 syf.··
2025 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Ağustos 2025 00:58
aristokrat bir hayatın küçülüşünü ve bir kadının iç dünyasındaki kırılmaları anlatan güzel ve kısa bir eserdi. onca ihtişamın, baloların, sarayın merkezindeyken birden yalnızlığa ve unutulmaya düşmesi, gücün ve ihtişamın aslında ne kadar geçici olduğunu hatırlatıyor. bir zamanlar herkesin önünde eğildiği bir kadının, gücünü kaybedince unutulması, hayatın ne kadar acımasız olduğunu gösteriyor. özellikle ölümünden sonraki olaylar, kitabın başından itibaren zaten hissettiriliyordu. gururu ve kibri, madame de prie'yi bu şekilde bitirdi. çevresindeki insanların çıkarcı olması, aslında onun onlar için sadece bir güç odağı olduğunu ve hiçbir kişisel değeri olmadığını gösteriyor. yapılan baloların, davetlerin ve eğlencelerin aslında samimiyetsiz ve boş bir gösterişten ibaret olduğu, madame'nin gidişiyle birlikte büyüleyici şatafatın bir anlamı kalmadığı görülüyor. madame de prie yalnız kalmayı hiç göze alamadı çünkü çevresinde hep birilerinin olması onun alışkanlığıydı. gücünü kaybetmekten korkuyordu ve herkesin onu unutmasından da endişeliydi. daha dün herkesin gözdesiyken, ertesi gün unutulması, şöhretin ne kadar geçici olduğunu gösteriyor. kitapta madame de prie sürekli “beni hatırlayın, unutmayın” diye yalvarıyor adeta, ama kimse bunu duymuyor. hiçbir zaman “ben merkezdeyim” tavrından vazgeçmedi. belki çevresine, bulunduğu yere ve o yerdeki insanlara önem verseydi hayatı farklı olabilirdi, ama bunu yapamadı çünkü başka türlü yaşamayı bilmiyordu. kendini başkalarının gözünde var etmeye çalışması, en büyük hatasıydı. kendi değerini içinden bulamadı; hep başkalarının onu görmesini, duymasını istedi. aslında günümüzde bile birçok insan böyle yaşıyor: hep dışarıdan insanların onları onaylamasını, sevmesini istiyorlar. yalnız kalınca yok olmuş gibi hissediyorlar. insanların
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,9bin okunma
Puan vermedi·98 syf.··
2025 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Ağustos 2025 18:43
İlk defa Shakespeare’nin bir eserini okudum. Hatta ilk defa bir tiyatro eseri okudum. Shakespeare’in “Bir Yaz Gecesi Rüyası” eserinde aşkın karmaşası ve masalsı doğası ön plana çıkıyor. Oyun boyunca genç aşıklar olan Hermia, Lysander, Demetrius ve Helena’nın ilişkileri, Puck’ın yaramazlıkları ve Oberon’un müdahaleleriyle sürekli karışıyor. Helena’nın Demetrius tarafından büyüyle aşık edilmesi adil olmasa da oyunun mizahi ve eğlenceli yönünü güçlendiriyor. Ama Demetrius’a büyü yapıldıktan sonra Helena’nın onunla dalga geçtiğini düşünüp bir daha görüşmemek istememesi benim çok hoşuma gitti. Demek ki gerçekten aşkına sahip çıkan bir kadın. Hermia ve Lysander’in saf aşkı ile Thesus ve Hippolyta’nın olgun aşkı, oyunun farklı aşk türlerini temsil ediyor ve izleyiciye aşk ne kadar karmaşık olsa da değerli olduğunu da gösteriyor. Puck’ın yanlışlıkla damlattığı aşk iksiri ve Bottom’un eşek kafasıyla ortaya çıkan komik sahneler, eserin hem mizahi hem de masalsı havasını güzel bir şekilde gösteriyor. Oberon ve Puck’ın motivasyonları, oyunun ilerleyişini ve aşkların yönünü doğrudan etkiliyor. Oberon’un amacı peri çocuğunu almak ve Titania ile olan ilişkisini yönetmektir; Puck ise bu emirleri yerine getirirken kendi yaramazlığıyla karışıklık yaratır. Son sahnede Puck’ın izleyiciye rüya metaforunu hatırlatması, oyunun tüm karmaşasını ve komik olaylarını bir masal olarak sunar. Böylece Shakespeare, aşkın karmaşıklığını, büyüsünü ve nihai mutluluğunu hem eğlenceli hem de düşündürücü bir şekilde aktarmayı başarmış.
Bir Yaz Gecesi RüyasıWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202522,9bin okunma