Şimdi Gülsarı'nın tek tutkusu koşmaktı. Böyle hızlı koşarak insanların ondan aldıkları şeylere yetişecek, onları yakalayacaktı sanki. Ama hiçbir zaman ulaşamıyordu onlara
"Amacımıza ha ulaştık, ha ulaşıyoruz." diye düşünmüş, umudunu yitirmemişti. Şimdi ise başka düşünüyordu: Sıkıntılar bitmiyor ve amaç da ulaşılacak gibi görünmüyordu artık.
Her şey geçmişte kalmıştı. Baharda gelen, sonra gökte sıra sıra dizilip uzaklara giden, gözden kaybolan yaban kazları gibi uçup gidiyorlardı onun için iç dünyasında.
Eskiden bir temsilci, bir yetkili geldi mi, dosdoğru halkın arasına girer, önce onlarla konuşurdu. Bugünküler ise kolhoz bürosundan dışarı çıkmıyor, söyleyeceklerini başkana söylüyor, soracaklarını ondan soruyor, sonra da ona bağırıp çağırıyorlardı. Halkla, köylünün kendisiyle görüşmüyor, konuşmuyor, onları dinlemeye tenezzül etmiyorlardı.